Ankara Kitap Fuarı

İçeri girmeden önce bir mesire alanı havasında olmasını tahayyül ettiğim mekanın, içeri girmemden hemen sonra aslında ücretli bir iş hanı olduğunu görüyorum.

avatar
25 Ocak 2017
509 Okunma

Fuarın ilk günü, Cuma namazı sonrası yaklaşık yarım saatlik bir süre içinde otobüs durağından malum mekana intikal etmiş bulunmaktaydım. Final haftasının hemen öncesinde olmanın getirdiği sinir bozucu rahatsızlığa aldırmayıp emin adımlarla ilerlerken fuardan dönenlerin ellerinde taşıdıkları yayınevi poşetlerinden karakter analizi yapıyorum. Yekûnu lise talebesi olan bu gençlerin elinde kafkaokur, lama, ot, uykusuz, bavul vesaire gibi birbirinin hemen hemen aynısı olan dergileri görünce üzülüyorum biraz. Nedir bu gülme, alay etme merakı? Gerçi ben de zamanında penguen okurdum, yalan yok, ama şimdi düşünüyorum da cidden boş iş. Hele sadece bunları okumak… Bunları kafamda kurarken girişin yarısını kaplayan KİTAP FUARI afişiyle karşılaşıyorum. İçeri girmeden önce bir mesire alanı havasında olmasını tahayyül ettiğim mekanın, içeri girmemden hemen sonra aslında ücretli bir iş hanı olduğunu görüyorum. Gerçi öncesinde de biliyordum ücretli oluşunu ama yine de garibime gitti bu hal. İki türk liracığını veren düdüğü çalıyor. Öğrenciye beleş ama sadece haftaiçi. “Ağabey pardon, kitap fuarı değil mi burası yahu?” diye soran gözlerle görevlilere bakıyorum. Onların konuyla ne ilgisi varsa artık. Neyse…

İlk gün ve haftaiçi olması hasebiyle sanırım, pek yoğunluk yoktu. Sınıf halinde gelenler vardı, mesela küçük tatlı 4-A sınıfı. Diğer yaşıtları ve okuldan muzdarip diğer dert ortakları gibi öğretmenlerinin peşine takılmış dolaşıyorlar. Kimisi asker misali sıradan milim ayrılmıyor, kimisi biraz haşarı. Stantlara gidip “ayracınız var mı?” diye bağırıyor. Hepsi mutlu, heyecanlı; ve bu insan olana yeter. Yayınevlerini transit geçip sahaflara uğruyorum. Aman aman, en güzel kitaplar hep en önde sergileniyor. Kapan kapana. Birisi elinde Tutunamayanlar’ı tutuyor. Eski basım. Kitabı okumadım henüz ama enfes gözüküyor. 25lira diyor sahaf sahibi. Al diyorum, iyi buldun al kaç. Bense kitapları kokluyorum. Sahaf sahibi nazik, al bu daha eski basımdır deyip bir tane uzatıyor. Kokluyorum. Hatta bendeki en eskisi bu deyip 1928 basımı bir fasikül veriyor. Alfabe gibi bir şeydi adı, tam hatırlamıyorum. Bir yanda Osmanlıca diğer yanda latinize hali. Enfes kokuyor. Bizim orada şöyle derler, reyhalıyor. Kurt Kanunu ve Korkuyu Beklerken’le karşılaşıyorum o sıra. İkisi de listemde yok ama nasibim bunlar sanırım deyip alıyorum. Haberim yok ama galiba o arkadaş da aldı kitapları.

Adım adım gidiyorum. İsmail Kara’nın kitaplarını soruyorum ama kimsede yok. Bir abi, çok severim okumayı ama getirmedik buraya diyor. Eyvallah. O sırada bir başka sahaftan Efsane Güzeller kitabını alıp çıkıyorum sahaflardan. Doğru Dergâh yayınevine… Yaşayan en büyük Türk filozofunun kitaplarına bakıyorum, yanında İsmail Kara kitapları. Güzel güzel bakıyorlar bana ama bir öğrenci için fazla tuzlular. Büyük adam Teoman Duralı’nın felsefe-bilim sözlüğü var elimde, geziyorum sayfalarda. Kelimenin anatomisini çıkarmış resmen. Kökü, Fransızcası, Osmanlıcası, İngilizcesi, Latincesi, anası, babası ve dahası… Yanımda yaşlıca bir amca, hangi bölümdesin diye soruyor. Cevaplıyorum. İnşaatla ne alakası var diyor şirince. İlgim var diyorum, kelimeleri de severim. Gülüyor. Az daha durduktan sonra kolay gelsin deyip gidiyor. Teoman hocanın “Sorun Nedir?” adlı kitabını soruyorum, kalmamış. Zaten pahalıydı diye avunuyorum. İsmail Kara’ya geçiyorum. Daha önce hiç okumadım. Gerçi listemdeki yazarların birçoğunu okumadım. Stant sorumlusu bilgili, okumuş. Aklımdakileri söyleyip tavsiye istiyorum ondan. Benim de haberdar olduğum kitapların biri de var tavsiyeleri arasında, alıyorum. Ve günün güzelliği; Teoman Hocanın bir kitabını hediyemiz olsun diye bana veriyor. Allah razı olsun deyip el sıkışıyoruz. İlerliyorum yayınevleri arasında. O da ne? Büyük puntolarla yazılmış bir ilan. %20 İNDİRİM! Çok fazla buuuu, diye bağırasım geliyor. Yapmayın el insaf, sudan ucuz buuu, diye de ekleyesim geliyor hatta. Lakin kendimi tutup yarım ağızla püf deyip geçiyorum. Dalga geçiyorlar. Utanmadan. Aynı kitabı ben internetten %25-30 indirimle alırım arkadaşım. Alfa yayınevine söyledim bu durumu, diğer türlü maliyeti karşılayamayız dedi. Alfa yayınevi, Everest ve Kapı gibi diğer güzel kitaplar basan iki yayıneviyle ortak! Bunu dedi bana. Canınız sağ olsun yiğidim. Ver oradan bir Aytunç Altındal kitabı. Bu sırada, Bilinmeyen Hitler ve Türkiye’de Kadın adlı kitaplarının aynı arka kapak yazısına sahip olduklarına şahid oluyorum. Söylüyorum. Yetkiliyi aradılar, gelecek baskıda düzeltilecek sanırım.

O günden tam sekiz gün sonra, yani bugün tekrar gittim. Haftaiçi 4 finalim var ama olsun. Paşa paşa iki liralık ücretimizi ödedik. İnanılmaz bir yoğunluk var. Tamam, güzel ama ben kalabalığı pek sevmem. Defolun da diyemezsin. İlerledim. İstikamet sahaflar. Bu sefer Nurdan Gürbilek kitabı arıyorum. Birinde bir tane buldum, başka da yok. Yani Vitrinde Yaşamak adlı kitabı birkaç sahafta vardı ama o da bende mevcut. Çıktım hüzünle. Yolumuz yine Dergâh’a düştü. Gözlerim yine İsmail Kara ve Teoman Duralı’da ama Mustafa Kutlu’ya uğradım bu sefer. Ağabey tek kitapla uğurlamayız dedi, biri deneme üç kitabını aldım. Bugün Hasan Ali Toptaş gelecek imzaya, çantamda Gölgesizler’i yatıyor. Baktım kuyruk pide kuyruğuna dönmüş. Kuzenim var yanımda, sorun olmazsa sen bekle biraz ben namaz kılıp geleceğim dedim, ilerlemezse vazgeçeriz. Gittim geldim 10-20 adım ya gitmiş ya gitmemiş. Ağabey dedim hafif buruk, hadi kaçalım. Bir hışımla Dergâh’a attım kendimi yine. Nurettin Topçu kitabı alacağım, çat iki tane. Abla sağ olsun, biyografi türünde bir kitabı hediye olarak verdi. Üç defa kitap için geldiğim yayınevinden, iki hediyeyle döndüm sonuç olarak. Seviyorum naif insanları. Oradan Osman Turan için Ötüken’e uğradım. İki kitap da oradan aldım, buhranlı. Çıkmadan önce son bir kitap almak istedim. Ya Gürbilek yahut merhum Altındal. Tercihimi Aytunç Hoca yanından kullanıyorum. Tamam, bu kadar yeter deyip arkamı döndüğümde Umut Sarıkaya’yı görüyorum, Benim de Söyleyeceklerim Var diyor. Cüzdana bakıyorum. 15 lira. Kalsın şimdilik diyorum, belki daha sonra.

İlginizi çekebilir

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım172 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım172 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım198 okundu
Hikâyat
0 paylaşım198 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Şahmaran Söylencesi
Hikâyat
2 paylaşım1,069 okundu
Hikâyat
2 paylaşım1,069 okundu

Şahmaran Söylencesi

Orhan Bahçıvan - Haz 19, 2017

Bazılarına göre İran kaynaklı bir masaldır. Bazılarına göre de Mısır kaynaklıdır. Anadolu toprakları üstünde yüzlerce çeşitlemesi bulunan, Şahmaran anlatımının geçtiği yer olarak Tarsus şehri gösterilir.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.