Arazi

Maaşallah tank gibi araba. Hoşuma gitti yani.

avatar
13 Haziran 2017
154 Okunma

Bir Başka Tayfun Tuna Çabası

Şükrü (Mehmet Kurt), Can (Tayfun Tuna)

DIŞINDAKİLER

SAHNE 1 – DIŞ MEKAN – ÖĞLE 1

SAHNE 2 – İÇ MEKAN – ÖĞLE 2

SAHNE 3 – İÇ MEKAN – ÖĞLE 4

SAHNE 4 – DIŞ MEKAN – AKŞAM 5

SAHNE 5 – İÇ MEKAN – GECE 6

SAHNE 6 – İÇ MEKAN – GECE 7

SAHNE 7 – DIŞ MEKAN – SABAH 7

SAHNE 8 – DIŞ MEKAN – ÖĞLE 8

SAHNE 9 – İÇ MEKAN – GECE 9

SAHNE 10 – İÇ MEKAN – SABAH 9


SAHNE 1 – DIŞ MEKAN – ÖĞLE

Siyah boşluk. Derken bir aydınlık görünür. Arabanın bagajının açıldığını anlarız. Bir adam, düşünceli bir şekilde bagajın içine bakmaktadır. Adamın adı Şükrü’dür.

Şükrü: Yahu fena mı yaptım acaba?

Bir süre baktıktan sonra bagajı kapatır. Bir süre sessizlik olur. Filmin adı yazabilir belki. Araba bir evin avlusundadır. Evin bahşesinde ise bir adam vardır. Adı Can. Bahçede bir şeyle oyalanmaktadır, son anda Şükrü’yü fark eder. Şükrü o sırada ona yaklaşmıştır.

Şükrü: Selamunaleyküm.

Can: Aleykümselam.

Şükrü: Bir bardak su isteyecektim, var mı?

Can: Var tabii, al buyur.

Şükrü suyu içer. Bu esnada Can, herhangi bir ağır yükü taşımaya yeltenir.

Can: Yeğenim, bir el atabilcen mi şuna?

Şükrü yaklaşır, objeyi kaldırır ve taşırlar.

Can: Of. Sağ olasın, ellerin dert görmesin. Benim adım Can.

Şükrü: Benimki de Şükrü, memnun oldum.

Can: Hayırdır, sen yolculuktan geldin galiba? Birine mi baktın?

Şükrü: Yok, kimseyi aramıyorum. Benzinim azaldı.

Can: Ha, o zaman kasabaya inmen lazım. Şöyle bir on kilometre var.

Şükrü: Ziyanı yok, ben bu geceyi burada geçirmek istiyorum da. Kalacak bir yer bulunur mu?

Can: Bilmem ki. Bu gece için benim evde kalabilirsin, büyük yer zati.

Şükrü: Çok teşekkürler.

Can: Yolculuk nereye peki?

Şükrü: Uzun hikaye arkadaş. Anlatırım sonra.

Can: İyi peki. Yükün var mı?

Şükrü: Yok, sadece çantam.

Can: Tamam, al da geç içeri.

Şükrü arabasına yönelir, bu esnada Can işini bitirir ve/veya ellerini yıkar. Şükrü bagajından çantasını alır. [Teknik not: Şükrü eve doğru ilerlerken kamera arkadan onun ayaklarını takip eder] Bu esnada çantadan bir deste paranın fışkırmakta olduğu görülür ancak para olduğu çok da belli değildir. Can dönüp bunu fark eder, çantaya şüpheyle bakar.

SAHNE 2 – İÇ MEKAN – ÖĞLE

Şükrü eve girer ve kısa bir süre mekanı süzer. [Teknik not: Kamera orta zoom seviyesinde yavaşça pan eder] Evin içinde köy evi atmosferi sezilmektedir. Derken Can kapıdan içeri girer. Otururlar.

Can: Bir şey alır mıydın?

Şükrü: Sağ ol. [Elini böğrüne götürür ve başını öne eğer]

Can: Ne iş yaparsın?

Şükrü: İş adamıydım.

Can: Şimdi değil misin?

Şükrü: Çok bunalmıştım, bıraktım işi.

Can: Geçmiş olsun. Bu devirde iş bulmak da zor tabii.

Şükrü: Sen ne işle meşgulsün?

Can: Çiftçilikle uğraşıyorum işte. Bizim bostanı ekiyorum.

Şükrü: En güzeli ya. Doğayla uğraşmak gibisi var mı?

Can: Ondan da sıkılıyor insan. Hayat monoton burada.

Şükrü: Anladım… Abi, lavaboyı göstersen?

Can: Tabii, bak hemen şurada.

Şükrü ayaklanır. Lavaboya gider. Can Şükrü’nün gidişini izledikten sonra çantaya göz ucuyla bakar. Çantanın fermuarını biraz daha açarak bir desteyi hafifçe dışarı çıkarır.

Can: Aboğw!

Bu esnada Şükrü’yü ellerini yıkarken görürüz. Yüzüne su çarpar. Akan suyu izler. Duygulu ve düşünceli bir haldedir. Daha sonra salona döner. Bu esnada Can toparlanır. Şükrü yerine oturur.

Can: Yeğenim sen tam olarak hangi işle meşguldün?

Şükrü: Finans sektöründeydim.

Can: Haa.

Şükrü: Niye sordun?

Can: Hiç yahu. Bu dolar n’olacak bilin mi?

Şükrü: Valla orta vadede düşünmek lazım. 2009’da şimdikinden yüksek seyredecek. Avro Dolar paritesine de global açıdan bakmak lazım.

Can: Haa. Şimdi almak mı lazım yani?

Şükrü: Yahu boşver şu işleri. Mis gibi çiftliğin var, hiç bulaşma o işlere.

Can: Üç beş kuruş kazanmak fena olmazdı.

Kıkırdakça gülüşürler. Sonra bir sessizlik olur.

Can: Gel ben sana odanı göstereyim.

Birlikte merdivenleri çıkarlar. Bir odaya girerler.

Can: İşte. Eşyalarını şuraya koyarsın. Bu da misafir yatağı ama bazen kendim de yatarım, pek rahat inan ki.

Şükrü: Sağ ol Can. Borcum ne kadar?

Can: Ne borcu yahu, misafirimsin. Aç mısın?

Şükrü: Yemeğin varsa hayır demem.

Can: Yemek yoktu ama dolaba bir göz atayım. Sen yerleş, dinlenmene bak.

Şükrü: Eyvallah.

Can: O üstündeki de pek rahatsız bir şey sanki. Var mı rahat bir kıyafetin?

Şükrü: Yanımda yok.

Can: Al o zaman, bunları giyebilirsin. Haydi görüşürüz.

Can gider. Şükrü yatağa oturur, of çeker. Biraz odada göz gezdirir. Sonra pencereye döner, ayaklanır ve o tarafa ilerler. Dışarıya bakar. Pencere kapalı da olsa hafiften kuş sesleri duyulur. Mırıldanır:

Şükrü: Buralar ne güzelmiş yahu.

Geri döner, yatağına uzanır. Ellerini ensesine destek yapar gibi koyar, keyif pozunu alır. Gözlerini kapatır. İçi geçer, uyuklar.

SAHNE – FLASHBACK

Şükrü bilgisayar ekranı karşısında, hararetli bir şekilde borsayı takip etmektedir. Elinde telefon vardır.

Şükrü: 42450’ye 100 tane alış yaz!

Her geçen saniye daha bir şaşkınlık ve stres ile ekrana bakmaktadır, ses tonu yükselmektedir.

Şükrü: 42500’e yaz! Yok yok 550’ye yaz! Yaz ulan!

Derken beklenmedik gelişmeler olur, Şükrü’nün yüzü şekilden şekle girer.

Şükrü: Ulan kim dedi sana 550’ye yaz diye! Sat! Hepsini Sat!

Şükrü adeta köpürmektedir. Bu esnada diğer telefonu çalar. Bir telefonu bırakmadan diğerine sarılır. Telefonda karısı vardır. [Teknik not: Kamera hatun kişiyi bizzat farklı bir mekanda gösterebileceği gibi, bu sahne sadece hatunun sesinin telefonda duyulmasıyla kotarılabilir.]

Şükriye: Hayatım yeni bir mücevher takımı buldum çok tatlı! Alayım mı?

Şükrü: Tamam, al!

Derken ekranda oluşan değişikliklerle adeta volkan gibi patlar; broker kişi al komutunu uygulamıştır.

Şükrü: Ulan sen niye aldın!  Anassını avradını [sansür]

Görüntü kararır.

SAHNE 3 – İÇ MEKAN – ÖĞLE

Şükrü kısa uykusundan uyanır. Adeta o karmaşık hayatı geride bırakmış olmanın verdiği huzurla, mayışık bir ifade vardır yüzünde. Yatağından kalkar, gidip camı açar. Temiz havayı içine çeker, esner ve gerinir. Bu sekans bittiğinde odadan çıkıp mutfağa gider.

Can: Kusura bakma, hazırda yemek yoktu. Sebzelerle idare edelim.

Şükrü: Olur ya, severim ben.

Can bir miktar sebze getirir. O an elde ne varsa artık, salatalık domates soğan.

Can: Yarım saat sonra mantar toplamaya gideceğim. Sen de gelmek ister misin?

Şükrü: Aaa tabii. Etrafı görmüş olurum.

Can: Sen pek beğendin galiba buraları.

Şükrü: Metal yığını binalardan sıkıldım arkadaşım. İnsan ağaç, çalı çırpı, toprak istiyor bazen.

Can: İlginç adamsın ya. Ben de şehir hayatına özenirim, şöyle güzel bir dairem olsa, kocaman televizyonum olsa maçlara baksam… Neyse, ben bahçedeyim sen de yemeğini bitirince gelirsin.

Şükrü: Tamam.

Can ayaklanır, mutfaktan çıkar. Kendisini bahçede görürüz. Sırasıyla bir monolog zinciri yaşanır, ve her replikte iç mekan/dış mekan değişimi olur. Cümleler birbirine bağlı gibidir.

Can: Ulan ne adamlar var ya.

Şükrü: Mis gibi yaşantısından bezmiş.

Can: Anlamak elde değil. Arabası vaaar…

Şükrü: …tarlası vaaar…

Can: …plazması vaaar…

Şükrü: …bahçesi vaaar…

Can: İnsan öyle güzel hayattan sıkılır mı ya?

Şükrü: Neyse, tabii ben de kendi hayatımdan sıkıldım.

Can: Herkesin bakış açısı kendine.

Sahne Can’da biter, umursamaz bir tavırla birkaç adım yürüyerek kadrajdan çıkar. Bir süre manzarayı, gökyüzünü, ağaç dallarını, varsa kuşları görürüz. Derken Şükrü kapıda belirir, ayakkabısını giymektedir. Tam Can’ın yanına geldiğinde, Şükrü’nün cebinden bir şey çıkarır.

Can: O ne?

Şükrü: Telefonum.

Can: Ne biçim telefon lan o, düğmeleri yanında mı onun?

Şükrü: Evet… Aslında artık buna ihtiyacım yok.

Gerinir ve telefonu uzaklara fırlatır. Can’ın gözlerini kısıp elini alnına dik olarak koyarak, hızla uzaklaşan telefonu izlediğini görürüz.

Can: Yahu niye attın, bana verseydin ya?

Şükrü boş boş bakmakla yetinir, yürüyerek kadrajtan çıkar. Can önce Şükrü’ye, sonra da telefonun fırlatıldığı yöne bakar.

SAHNE – FLASHBACK

Çekilecek olan flashbackten uygun bir parça, bu boşluğa yerleştirilebilir. Buraya denk gelecek flashback, Şükrü’nün her şeyi satıp yollara düştüğünü seyircinin anlamasını anlayacak nitelikte olmalıdır, çünkü sonraki sahnede bu gerçeği Can da öğrenecektir.

SAHNE 4 – DIŞ MEKAN – AKŞAM

Şükrü ve Can’ı bir tepede görürüz. Ağaçların arasında dolanmaktadırlar.

Can: Hayret, mantarlar hala çıkmamış. Demek ki bir sonraki yağmuru bekleyecez.

Şükrü: Çok yağar mı yağmur buralara?

Can: Eskisi gibi değil ya.

Şükrü: Hiçbir şey eskisi gibi değil zaten.

Biraz daha ilerleyip, manzaralı bir yere çömelirler.

Can: Biraz dinlenelim şurada. Sonra döneriz.

İkiliyi otururken görürüz. Bir süre kimse konuşmaz. Sadece alabildiğine uzanan manzara ve rüzgarın hafif uğultusu vardır sahnede. [Teknik not: Önce kamera oyuncuların arkasında, manzarayı da alacak şekilde çekmektedir. Daha sonra her ikisinin yüzünü de profilden alacak bir açıya geçiş yapar.]

Şükrü: Arazi fiyatları nasıl burada?

Can: Değişiyor. Aha bak şurası benim.

Şükrü: Şurayı mı diyon?

Can: Ha işte, olduğu gibi şu taraf.

Şükrü: Kaça verirsin sen bunu?

Can: Güzel arazi benimki, toprağı da bereketli. Satmayı hiç düşünmedim ama düz elli bin eder herhalde.

Şükrü: Düz elli.  Hadi be! Ucuz değil mi abi ya?

Can: Benden daha ucuza satan da var. Ama benim arazim başkadır.

Şükrü: Çok uygun be abi. Satar mısın bana?

Can: Nasıl, şimdi mi?

Şükrü: Hee.

Can: Yahu arkadaş ben sana bir şey soracam. Darılma da, çantanda deste deste para var. Adam mı dolandırdın, banka mı hortumladın, ne iş?

Şükrü: Teesüf ederim be abi. Helal kazandığım para onlar.

Can: İyi de insan o kadar parayla gezer mi?

Şükrü ayağa kalkar. Stalker misali, düşünceli bir şekilde uzaklaşır, sonra arkasını döner ve anlatır:

Şükrü: İki gün evvel her şey burama kadar geldi. Ne varsa sattım abi. Ev, yazlık, plazma, eşyalar, aklına ne gelirse. Aldım bütün parayı, atladım arabaya. Depoyu da doldurdum. “Gittiği yere kadar” dedim, nasipte burası varmış.

Can: Arkadaş sen n’apmışsın ya!

Şükrü: Hep başkalarının lafını dinledim de ne oldu. Bu kez içimdeki sesi dinledim. İyi de oldu be abi. Şuraya geldiğimden beri huzur doluyum inan ki. Satsam arabayı da satacaktım ama, o hayattan çok uzaklara gidebilmek için lazımdı.  Yoksa onu da istemiyorum.

Can: Yahu ne desem ki ben sana.  İnsanların hayallerin süsleyen hayatı sen elinin tersiyle itmişsin arkadaş.

Şükrü: Olmaz olsun öyle hayat.  Durup bir düşün. Özenilecek bir şeyi yok bence.

Yine sessizlik olur. Belli ki Can bu fikre katılmıyordur, gitmek istiyordur buralardan. Ayağa kalkar.

Can: Dönelim mi artık? Sen de gezmekten hevesini aldın galiba.

Şükrü: Benim şikayetim yok.

Can: Mantar da bulamadık. Artık dolapta ne varsa onu yeriz, olmadı bostandan toplarız.

Şükrü: Hah şöyle! Hayat bu işte.

Can “Tövbe estafirullah” gibisinden gülümsemekle yetinir, aynı fikirde olmasa da Şükrü’ye kanı kaynamıştır. Birlikte yürüyerek eve dönerler.

SAHNE 5 – İÇ MEKAN – GECE

Şükrü ve Can yemeklerini yemiştir. Onları bir odada otururken görürüz. Şükrü, “Zamansız Aşk” adlı kitabı okumaktadır. Can ise meyve yemektedir. Birden Şükrü’ye döner.

Can: Birader, sen tam olarak neye kızdın bu kadar?

Şükrü gözlerini kitaptan ayırmadan, göz ucuyla cevap verir.

Şükrü: İş, çevre, sorumluluklar, insan ilişkileri. Hepsinden bıktım.

…diyerek okumaya devam eder.

Can: Anlat yahu, merak ettim. Hatun olayları falan mı?

Şükrü o ana kadar göz hizasında tuttuğu kitabı bu kez indirir, Can’a döner . Anlatmaya başlar.

Şükrü: O zaten bardağı taşıran son damla oldu. Kadın milletine çok sevmek de yaramıyor be abi, sonunda mahvolan sen oluyorsun… Ya konuşturma beni Allah aşkına . Zaten…

…derken elektrikler gider.

Can: Yine mi ya.

Şükrü: Burada sık kesilir mi elektrikler?

Can: Arada bir oluyor da, son günlerde çok olmaya başladı.

Şükrü: Mum falan var mı?

Can: Fener var mutfakta. Getireyim.

Şükrü: Sen zahmet etme ben alırım.

Can: Tamam olur, tezgahın üstünde.

Şükrü ayaklanır ve gider. Ortalık karanlıktır, seyirci belki hayal meyal görür olan biteni, belki göremez. Görüntü tamamen kararır.

SAHNE  – FLASHBACK

Parçalara bölünmüş olan Flashback’in bir kısmı burada yer alabilir.

SAHNE 6 – İÇ MEKAN – GECE

Karanlıktır. Birden fener yanar, anlarız ki Şükrü feneri bulmuştur. Bu esnada izleyiciye hafiften gerilim verilebilir. Evin içinde fenerle yolunu bularak geri döner.

Can: Sence şehir yaşantısına ayak uydurabilir miyim?

Birkaç saniye sessizlik olur.

Şükrü: Uydurursun. Hatta kapılıp gidersin o yaşantının akışına. Sonunda bir bakmışsın, kim olduğunu unutmuşsun.

Can: Burada yaşayanlara bak. Bir amacın olmadıktan sonra, kim olduğunun ne önemi var ki?

Şükrü: Bıçak kesmeye yarar. Kalem ise yazmaya. Ama “İnsan şu işe yarar” diye bir şey diyemezsin, insanın sabit bir amacı yoktur. O amacı hayatı boyunca kendisi belirler. Bu bir seviye meselesi de değil. “Benim amacım seninkinden daha önemli” deyip de bir insana üstünlük taslayamazsın ki.

Can: Sen hayatından bıktın ve buralara geldin. Bir başkası, tam tersini yapmak istiyor olamaz mı?

Şükrü: Olabilir…

Birkaç saniye daha sessizlik olur. Can esner, gerinir, uyku belirtileri gösterir.

Can: Hadi, uyuyalım bari.

Şükrü: Tamam… İyi geceler.

Can: Sana da. (Kalkıp gider)

SAHNE 7 – DIŞ MEKAN – SABAH

Güneş yeterince yükselmiştir. Kuş sesleri duyulmaktadır. Can evin kapısından bahçeye çıkar, çıktığı anda Şükrü’yü bahçede çalışırken görür. Şaşırır.

Can: Kolay gelsin.

Şükrü: Eyvallah.

Can: Mesleğimi elimden mi alacan genç!

Şükrü: Yok yahu, estafirullah. Baktım yapılacak iş varmış, yapayım dedim.

Can: Vallahi benim şikayetim yok. Yardım lazım mı?

Şükrü: Gerek yok.

Can: Kendin bilin.

Şükrü’yü çalışırken görürüz. Bu çalışma görüntüleri esnasında yine asortik çekimler yapılabilir. Arada birkaç saniye Can’ı görürüz, oturmuş höpürdeterek çayını içmektedir. Tekrar Şükrü görünür.. Bir süre geçtikten sonra mola verir, Can’ın yanına gider. Ancak Can eski yerinde değil, arabanın yanındadır.

Can: Yahu bunun markası ne yeğenim?

Şükrü: Ssangyong.

Can: Belli. Acaip bir şeymiş. Bunun jantları orijinal mi?

Şükrü: Öyle olması lazım. Modifiye falan yaptırmadım.

Can: Hee…

Şükrü: Aklıma geldi, senin şu arsa vardı ya. Gidip bir görsek olur mu?

Can: Olur… Sen oraya göz koydun galiba.

Şükrü: Sevdim buraları yahu.

Can: Hadi gidelim o zaman.

Yürüyerek uzaklaşırlar.

SAHNE 8 – DIŞ MEKAN – ÖĞLE

Şükrü ve Can arazidedir. Etrafta dolanır, bir süre bakınırlar.

Can: İşte buralar böyle. Bakma etrafta çalı çırpı olduğuna, ekip biçersen çok bereketli topraklar.

Şükrü cevap vermez, uzaklaşır ve etrafa bakmaya devam eder. Yüzünde, sanki kaybettiği bir şeyi bulmuş gibi ağlamaklı bir tebessüm vardır. Derken şu tarihi konuşmayı yapar:

Şükrü: Küçükken, babam arada bir köye götürürdü beni, dedeme. Böyle büyük bi yaylası vardı. İçinde domates, biber, salatalık, kavun karpuz, daha bir sürü, aklıma gelmiyor şimdi. Karpuzlar öyle suluydu ki su ihtiyacını karşılardı. Dede susadım dedim mi, gidip bi karpuz alır gelirdi hemen. Hiç unutmam, şöyle sormuştum. “Dede? Portakal, Greyfurt sıkmak için alet var da niye karpuz sıkmak için yok?” Hatırladıkça gülerdi bizimkiler. Ne zaman gülsem, o bütün ailenin toplandığı köy tatilleri gelir aklıma. Gerçekten güldüğüm tek zamanlardı onlar.

Can bu nutkun üstüne bön bön bakar, haliyle.

Şükrü: Sen benim arabayı beğendin mi?

Can: Maaşallah tank gibi araba. Hoşuma gitti yani.

Şükrü cebinden anahtarı çıkarır ve fırlatır.

Şükrü: Al. Biraz da benzin var içinde.

Can şaşkınlıkla anahara bakakren cebinden bir deste de para çıkarır, onu da fırlatır.

Şükrü: Bu da arabanın değeri üstüne, 50000’e tamamlayacak kadar para. Alıyorum burayı.

Can bir süre daha şaşkın şaşkın bakar. Belki seyirci şüpheye düşer. Can birden gülümser.

Can: Anlaştık.

Şükrü yine etrafa bakar. Hoşuna giden bir bölgeye doğru ilerler ve işaret eder.

Şükrü: Buraya küçük bir kulübe yapacağım.

Can: Arazi senin artık, istediğini yaparsın!  Hadi gidip yemek yiyelim.

Can arkasını dönerek uzaklaşır. Şükrü’nün yüzünde mutluluktan uçan bir ifade vardır. Ancak kendi duyabileceği kadar konuşur.

Şükrü: Çok güzel olacak burası, çok…

Sonra o da yürümeye başlar.

SAHNE  – FLASHBACK

Dördüncü ve son Flashback buradadır. Yani burada olursa güzel olur.

SAHNE 9 – İÇ MEKAN – GECE

Can ve Şükrü birlikte oturmaktadır. Can yan gelmiş yatmakta, Şükrü ise Zamansız Aşk’ı okumaya devam etmektedir, son sayfadadır. Okur ve bitirir. Kitabı bir kenara koyarken Can sorar.

Can: Sen burada yaşamaya bayağı niyetlisin galiba.

Şükrü: Evet, neden olmasın.

Can: Ya buradaki hayata alışamazsan?

Şükrü: Her hayatın zorlukları vardır. Ben içimdeki sesi dinledim, ne istediğimi biliyorum ve onu elde etmeye çalışıyorum.

Can: Öyleyse kendi hayatının zorluklarına neden alışamadın?

Şükrü: O başka bir şey. Alışırdım ama alışmak istemedim. Tercih meselesi.

Can: Haklısın. Tercih…

…derken yine elektrikler gider. Karanlıktır.

Şükrü: Haydaaa. Şu feneri yanımızdan ayırmamak lazım.

Can: Boşver ya. Yatalım uyuyalım.

Şükrü: Öyle mi. İyi bari. Haydi hayırlı geceler.

Can: Sana da.

Can odadan gider.

SAHNE 10 – İÇ MEKAN – SABAH

Şükrü mahmur bir şekilde uyanır. Motor sesi duyar, irkilir. Pencereye koşar (eğer pencere ters açıda kalıyorsa, arabayı görebileceği herhangi bir noktadan bakar).  Can arabaya atlamış ve yola koyulmuştur. Belli ki çekip gitmektedir. Şükrü bu gidişi izler. Biri gelmiş, diğeri gitmiştir. Elde var sıfır.

Bonus: Teaser

İlginizi çekebilir

Şahmaran Söylencesi
Hikâyat
2 paylaşım348 okundu
Hikâyat
2 paylaşım348 okundu

Şahmaran Söylencesi

Orhan Bahçıvan - Haz 19, 2017

Bazılarına göre İran kaynaklı bir masaldır. Bazılarına göre de Mısır kaynaklıdır. Anadolu toprakları üstünde yüzlerce çeşitlemesi bulunan, Şahmaran anlatımının geçtiği yer olarak Tarsus şehri gösterilir.

Babacığım
Deneme
0 paylaşım52 okundu
Deneme
0 paylaşım52 okundu

Babacığım

Hayat Can - Haz 18, 2017

Hakikat demişken... Kendi hakikatimi ararken ben, benimle sabah ezanlarına kadar yorulmadan yaptığın kıssalarla dolu sohbetini özledim. Evet.

Ân – Açık Parlak Sarı
Dem
2 paylaşım85 okundu
Dem
2 paylaşım85 okundu

Ân – Açık Parlak Sarı

Hayat Can - Haz 17, 2017

Cebinden sigarasını çıkarırken sağ bacağını sol bacağının üzerine attı ve ayn'anda karşısındaki eski çamın dallarına konuşlanmış kahverengi siyah sokak güvercinini gördü.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.