Bıraktığım Yerden Başlamayı Severim

Hem bir kalbe sahip olduğum bilinciyle yaşamak hem o kalbi diri tutmak hem de o kalbi bir gün birileriyle tekrar paylaşmam gerekirse bulunmamı kolaylaştırmak adına Dar Kapı’dan geçer geçmez, o kapıyı üstüme kapattım.

avatar
17 Ocak 2017
45 Paylaşım 925 Okunma

İyi bir yatırımcı olduğum söylenemez, dünya piyasalarından habersiz yıllarca sadece kalbine yatırım yapmış biri olarak konuşmaya hakkım olduğunu düşünmüyorum işin doğrusu. Bütün bu kendime yenilmişliklerle meydana çıkıp kelimeleri sermaye edip bir şeyler söylemeye çalışmak kafamda niyelerle/n’içinlerle sokak arası çatışmalara sebep oluyor. Kafamdaki çatışmaların hiçbirinde kan dökülmez benim, kazanan ya da kaybeden de yoktur. Tüm cephaneliği kendimden harcadığım gibi çatışmanın taraflarına da her türlü istihbaratı yine kendim sağlıyorum. Bütün bunları bugüne kadar niye yaptım ve bundan sonra ne uğruna yapacağım, farklı cevaplar gerektiriyor. Geçmişten bugüne kadar yaptığım şeyleri, bugünden geleceğe taşıyacak olmam hep aynı etkenlerle ilerleyen bir süreç değil, uzun uzadıya anlatacağım bütün bunları. Acelem yok, yetişmem gereken bir yer ya da yetiştirmem gereken bir şey de.

Yetiştirmem gereken bir şey var aslında -bıraktığım yerden başlamayı severim- merhaba ben hayta. Üç gün içinde dört farklı yazıya başlayıp, hiçbirini bitiremeyen, bütün bunları ben kime niye anlatacağım diye düşünmekten geceleri uykusuz kalan, bünyesine aldırabildiği uyku miktarıyla gündüzleri ilahi düzende figüranlık yapan, ben, hayta, merhaba.

Merhaba  -bıraktığım yerden başlamayı severim- yazan/konuşan/anlatan herkesin, diğerlerine bir açıklama borçlu olduğuna inanıyorum ben. Açıklamayı doğrudan birilerine yöneltmeden neyi niçin yazdığını/konuştuğunu/anlattığını bilmemiz gerekiyor çünkü ya da bilmeniz ya da en azından yazan/konuşan/anlatan figürün kendince bilinmesi. Niye konuştuğunu bilmediğim insanları dinlemek, neden yazdığını bilmediğim insanları okumak ve niyesini nedenini n’içini bilmediğim anlatıları dinlemek bu kelimelerle beraber tam iki yüz on sekiz sözcük okuduğunuz şu yazı kadar anlamsız oluyor çünkü.

Anlamsız oluyor, çünkü –ben, bıraktığım yerden başlamayı severim- ve bilirim ki böyle bir şey mümkün değildir. Mümkün olmayan bir şeyi sevmenin ne anlama geldiğini de bir süre üstüne düşündükten sonra size de anlatmaya çalışacağım.

***

Ne yazacağımı bilmiyorum aslında. İyi bir fikrim ya da parlak yazma yeteneğim falan yok. Ya da en azından şimdilik bu yazamama merasimini sayrılığıma bağlayabilirim. Oysa kafamda eskiden beri var olan bir kurgu vardı elbet, elbetten sonrasını önce imara açıp ardından öncelikle bir noktalı virgül inşa edip kafamda eskiden beri hep var olan kurgudan bahsedebilirim. Üç gün içinde dört farklı yazıya başlayıp, hiçbirini bitirememiş oluşumu da bu şekilde o kafamda eskiden beri hep var olan kurgunun sırtına yükleyip işin içinden sıyrılabilirim: lütfen bana inanmayın.

Lütfen bana inanmayın, çünkü ben –bıraktığım yerden başlamayı severim- kendisine inanmadığım insanların bana inanmasından şiddetli bir tiksinti duyuyorum. Üstünüze alınabilirsiniz, çünkü inandığım insanların isimlerini ezbere bilecek kadar şuurum hâlâ yerinde. Eğer mesele ortada bir mesele olmasıysa kendime mesele edindiğim tek şey kimlere inanıp inanmadığım olabilir. Ve bu inanmışlık başlı başına bıraktığım yerden başlamayı sevişimin sebebidir.

***

Bıraktığım yerden başlayışımdır;

2014 Nisan’ından sonra Dar Kapı’nın kapısı üstüme kapansın istemiştim. Dar Kapı’dan her nereye girmek istiyorduysam girdiğim o yerde kalıp, oranın mukimi olmak, geriye kalan hayatım için yapılası tek şeydi. Hem bir kalbe sahip olduğum bilinciyle yaşamak hem o kalbi diri tutmak hem de o kalbi bir gün birileriyle tekrar paylaşmam gerekirse bulunmamı kolaylaştırmak adına Dar Kapı’dan geçer geçmez, o kapıyı üstüme kapattım.

sefil bir münzevi olmayıp ne yapacaktım? ne bir tiyatroda ne de bir sinemada uzun süre oturmaya katlanabiliyorum; elime bir gazete ya da çağdaş bir kitap alıp okuduğum seyrek oluyor. tıklım tıklım trenler ve otellerde, bunaltıcı ve sırnaşık bir müziğin çaldığı hınca hınç kafeteryalarda zarif ve lüks kentlerin barları ve varyetelerinde, dünyayı gezen sergilerde, geçit törenlerinde bilgiye susamış kimseler için düzenlenen konferanslarda ve kocaman statlarda insanların aradığı nasıl bir haz, nasıl bir neşedir aklım almıyor bir türlü.

Evet, sefil bir münzevi olmayıp ne yapacaktım? Hayattaki tek meselesi kimlere inanıp kimlere inanmayacağını şaşmaz bir doğrulukla tespit etmekten ibaret olan bir insan başka ne olabilirdi? Üç gün içerisinde dört farklı yazıya başlayıp hiçbirini bitiremeden böyle bir giriş yapmak sefil münzevinin güneşten gözleri kamaşması değil kısaca, Dar Kapı olarak söyleyeceklerimizi başkaca dillerle değil sadece kendi dilimle ifade edebileceğime inanmamdan ötürü. Dar Kapı’nın kendiliğine bir hâlel gelsin istemeyişimden. Yazdığım üslup biz kimiz sorusuna cevap versin isteyişimden.  Anlatmak istediğim iki film, bir an önce bitirip yayınlamak istediğim öykü taslağım ve arabesk müzik üzerine kapsamlı bir çalışmam varken oturup şunları yazışım ve birilerinin de okumasını bekleyişim tamamen mesele edindiğim şeyle alakalı: kimlere inanıp, inanmadığım.

Mesele kimlere inanıp inanmadığım –bıraktığım yerden başlamayı severim- ve ben kime neden inanacağımı biliyorum. Sağ avcuna sevdiği sol avcuna ise ilk fırsatta indirmek istediği insanları not eden adamlar var şu hayatta, sefil bir münzevi oluşumu önemsemeden beraber Dar Kapı’dan geçmek için yoldaşlık eden. Başka yerlerde yazmanın kolaylığı varken, üç günde dört farklı yazıya başlayıp hiçbirini bitiremeden şu ana kadar toplam yedi yüz on altı sözcük okuduğunuz yazıyı sırtımdan soğuk terler boşalırken yazıyorum. Bu sadece, iyi bir fikrim ya da parlak yazma yeteneğim olmayışından değil, sağ avuca yazılmış olan ismin hakkını verebilme kaygısı.

İsmin hakkını verebilme kaygısı –bıraktığım yerden başlamayı severim- ve benim ismimden daha kıymetli bir şey varsa şu dünyada en az iki sağ avucun içine birden yazılmış Dar Kapı’nın ismidir.

***

Dar Kapı bizim yalnızlığımızdır ve bizim yalnızlığımız başkaca hiçbir yalnızlığa benzemedi bugüne kadar. Ben Allah’ın seri üretim yapmadığına inananlardanım, onun için Dar Kapı’da kendi dilim dışında bir dilde konuşmayı sağ avucumda yazılmış isimlere ihanet gibi görüyorum.

Bizi çokça hoş görünüz.

İlginizi çekebilir

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)
Müzik
21 paylaşım1,102 okundu
Müzik
21 paylaşım1,102 okundu

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)

Mücella Yazan - Oca 01, 2018

Itri musikimizin Süleymaniye’si ise, Zaharya da Sultanahmet’idir. Yahya Kemal 18. yüzyılın başında ulus-devlet dönemi başlarken çokuluslu bir imparatorluk olan Osmanlı…

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım973 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım973 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım760 okundu
Hikâyat
0 paylaşım760 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.