En İyi Arkadaşlar ve Bâzı Yanıklar

Yirmi bir yaşındayım. Sayılara ve isimlere önem vermem ama ortalama bir insanın ömrünün yarısına yaklaşmış çağlarımda, hâlâ, bir baltaya sap olamamak canımı sıkıyor.

avatar
4 Şubat 2017
1055 Okunma

Halime’ye…

Kocaman bir inanmaktan geliyorum ama nereye gidiyorum onu ben de kestiremedim. Henüz. Tabii benim emektar yollarımın taşlarının solmuş kızılları binlerce hemşeriyi taşımaktan yorgun düşmüş bir halde. Şehrin buz kestiren ayazının altında ellerimi, soğuktan morarmış bir vaziyette buluyorum. Soğuktan kaçırıp ceplerime sığınıyorum ki sağ cebimde, tam da sığındığım yerde, veliyy-i nimetim ile karşılaşıyorum. Çıkarıp güçlü bir nefes vermek istiyorum ama burası ne yeri ne de zamanı değil. Gerçi ben zamansız işlerle meşhurum ama yine de buna imkân yok.

Yol boyu profesyonel bir origami ile örülen taşları izlerken fark ediyorum yürüdüğüm bu sokakta bir yol ayrımı olduğunu. Yani ben yol ayrımlarını pek sevmem. Aslında gittiğim bir yolu tekrar bulabildiğim de görülmemiştir. Yollarla aram pek iyi değil. Sanırım. Üç yıl oldu buraya geleli. Yani bu; yüz elli altı hafta, bin doksan beş gün, yirmi altı bin iki yüz seksen saatle eş değer. Yine de yolun sonundaki apartmandan başka ev yok sanki benim için; bu sokaktan başka yol yok. Ulan o zaman neden kaçıyorum? Neden o apartmandaki kadın yerinden bir santim bile kıpırdamadan beni yerden yere vurabiliyor? Neden ben kendimden kaçarken hep o üst kısmını büyük bir T harfinin ayırdığı eski tip büyük beyaz kapının önünde buluyorum kendimi? Neden ulan?

Tabii bütün artistliğim yine kendime olduğundan hanımefendi gibi geçtim Kocaelispor sloganları yazılı duvarın kenarından. Usulca. Kimse iç sesimi duymadı. Bu bence insan olmanın en güzel getirisi çünkü benden iyi biliyorsunuz ki insan olmanın pek çok götürüsü var.

Bacaklarım sızladığında ve sokağın sonuna böyle hızlı vardığımda anladım koştuğumu. E sonuna vardıysak ve kendimizden kaçamadıysak üstelik en yakın arkadaşımızın da yanmasına bir parça vesile olduysak eşşek gibi gireceğiz o kapıdan. Evet eşşek. Dönüp dolaşıp geldiğim yegâne noktanın demir kapısından içeri girdim ben de. Ne yapacaktım, mecbur. Yirmi bir yaşındayım. Sayılara ve isimlere önem vermem ama ortalama bir insanın ömrünün yarısına yaklaşmış çağlarımda, hâlâ, bir baltaya sap olamamak canımı sıkıyor. Bir baltaya sap olamadığım gibi çevremdeki insanlara da zarar veriyorum. Hadi bir noktada anlıyorum kafam çok karışık ama bir tencere yağı kızın üstüne dökmenin özrü olamaz elbette bu. Çok geldim kendi üstüme, tam da öyle olmadı. Aslında ben önünden çekilmediğim için döküldü, tam olarak ben döktüm diyemem. Yine de kendimi suçlu hissediyorum. Yani kızcağıza yandıktan sonra tuz sürmeseydim belki daha çabuk iyileşirdi ama… Her neyse. Mukadderat.

Üst kısmını büyük bir T harfinin ayırdığı eski tip büyük beyaz kapıyı üç kez tıkladım. Açtı. Eli kolu sargıda. Kirpikleri ıslak olduğu için tel tel ayrılmış. Bellerine gelen siyah saçlarının ucunu parlak bir kırmızıya boyamış. Mutsuz olduğu zamanlarda giydiği gri kalın kazağının üstüne bir de yeşil hırka giymiş olmasından anlıyorum üşüdüğünü. Sesi biraz mahmur çıkıyor. Her zaman gülerek görmeye alıştığım bu yuvarlak ve güzel yüze baktıkça sanki bir bıçak içimi ince ince çiziyor. Biz de boş insan değiliz icabında, bir hata ettiysek arkasında dururuz. Hatamın diyetini ödemeye hazırdım bu yüzden sol cebimden en sevdiği meyveli sakızı çıkarıp uzattım. Buna asla dayanamazdı. Önce üç saniye kadar elime baktı – elbette saniyeleri sayıyorum- sonra sargısının el verdiği kadar sarıldı boynuma, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. İtiraf etmeliyim ki buna pek hazır değildim. Bu nasıl anlatılır bilmiyorum; sanki her yeri yerle yeksan eden bir depremden sağ çıktıktan sonra kendi kafama sıkmış gibi hissettim.

Yani en yakın arkadaşımdı, istemeden canını yakmıştım ve bu Allah kahretsin ki fizikseldi, omzumda ağlıyordu, onu teselli etmeliydim. “Bunlar hep geçecek cancağzım, sabret” demeliydim. Dedim. Aslında böyle durumlarda ne diyeceğimi bilemem ama bu sefer durumu kurtaracak kadar kelime çıktı ağzımdan. Kelimeleri severim, beni hiç yarı yolda bırakmazlar. Canım kelimeler. Aslında ben çok konuşurum. Yani çok, hep konuşurum. Neyi anlatabildiğimi sormayın. Çünkü konuşmakla anlatmak aynı anlama gelmiyor. Gelseydi; böyle zamanlarda kitlenip kaldığımı, çevredeki sesleri duymadığımı, aksi halde olacak olanı engellemeye çalışacağımı yahut önünde engel diye durmayacağımı anlatabilirdim. Yapmadım. Ama en iyi arkadaş olmanın en güzel yanı da budur; bir şeyleri anlatmana gerek yoktur. Meyveli sakız uzatıp boynuna sıkı sıkı sarılsan yeterdir. Gerisi bir şekilde halloluyordur. Yani buna inanıyorum. Çünkü kocaman bir inanmaktan geliyorum. Çünkü ben mütemadiyen inanırım. Başka türlüsünü bilemiyorum. Çünkü.

Dışarı çıktım. Emin olun onu öyle bırakmak benim için de kolay olmadı. İçeride başka şeyler de oldu. Elbette bunları size anlatmayacağım. Ama sonunda dışarı çıkmıştım. Sonunda elimi sağ cebime atıp veliyy-i nimetimden güçlü bir nefes çekip ciğerlerime dumanlı bir selam çakabilmiştim. Hava iyice soğumuştu. Bu sefer oralı olmadım, yürümeye devam ettim. Emektar yollarımın taşlarının solmuş kızılları sona ererken dönüp sokağa baktım. Üst kısmını büyük bir T harfinin… Ya da her neyse, zaten biliyorsunuz;

Bunlar hep geçecek, birazcık sabredelim.

İlginizi çekebilir

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)
Müzik
21 paylaşım1,115 okundu
Müzik
21 paylaşım1,115 okundu

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)

Mücella Yazan - Oca 01, 2018

Itri musikimizin Süleymaniye’si ise, Zaharya da Sultanahmet’idir. Yahya Kemal 18. yüzyılın başında ulus-devlet dönemi başlarken çokuluslu bir imparatorluk olan Osmanlı…

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım988 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım988 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım772 okundu
Hikâyat
0 paylaşım772 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.