Kapitalizme 8 Bin Borcu Olan Bir Gencin Mektubu

Biliyorum âbi, biliyorum. Benden bir şey olmaz. Ben bir hiçim. Duydum âbi, bunları çok duydum. Kavgalara girdim kanlı bıçaklı. Yan gözle baktım yan masadaki delikanlıya.

avatar
9 Ocak 2017
670 Okunma

Bir mektubu ilk defa bir şehirlerarası yolda yazıyorum. İçtenliğin için, içtenlikle teşekkür ederek…

Ankara’ya ilk defa geldiğimde binlerce kalabalığın ortasında yürümüş ve büyük bir siyasi parti kurmuştuk. Aylardan aralıktı ve etraf çok soğuktu. Bembeyazdı her yer, ve buz gibiydi hava. Çoşkulu bir kalabalıkla beraberdim. Ve o zamanlar henüz onlu yaşlardaydım. İkinci defa o şehre geldiğimde, sol elimin içinde oluk oluk akan kanla dolaşmıştım lânet sokaklarda. Üçüncü defa o şehre indiğimde, Allah şâhit gözümün önündekilere. Sen gelmeden önce etrafta bana bir aşağılık gözüyle bakan insanları seçebiliyordum. Sol elimi saran paçavradan yere damlayan kırmızı kandı belki onları korkutan. Şehirlerarası otobüs terminalinde ve oraya ulaşmak için bindiğim metroda, ve dahi metroya yürüdüğüm ve de ismini bile bilmediğim caddelerde bana bakan insanları hatırlıyorum. Ben küçük değilim âbi.

Nefes almamı bile zorlaştıran hayallerle dolu bir yaşama mâhkum edildim. Bunun sorumlusu kim? Beni tanıyamazsın âbi. Sığındığım şeyleri görsen yüzüme tüküreceğini biliyorum. Oysa ben hep yürüyorum. Bir ben kolay yetişmemişti âbi. Sana samimiyetimle bir mektup bile yazamıyorum. Oysa bir daktilonun başında uzun cümleleri teklemeden kurabilen bir mâhlukattım.

Selim’i benle paylaşamazsın âbi. Herkes, kimseyi onunla paylaşmak istemez. Sen Selim’i hak etmek için ne yaptın âbi? Kara kaplı bir defterin oldu mu hiç ciğerinin hemen üstünde? Sokaklarda uyumanın vebâline şâhitlik edebildin mi? Elini yüzünü batırarak kana kana hiç bilmediğin bir diyarda ağzını çeşmeye dayayıp su içtin mi? Merâk ettin mi âbi hiç geceler boyunca neler olduğunu? Paylaşma âbi. Selimini kimse ile paylaşma. Ben Selim ile birlikte iki günde bin beş yüz kilometre yol yürüdüm. Onunla muhabbet etmedim hiç. Edebiyattan da anlamam ve billahi şiirden de. Edebi cümleler kurmuyorum, kuramıyorum sana karşı. Ama Selim’e haksızlık etme. Onu benle paylaşma da. Senin Selim’in sana, benim Selim’im bana âbi. Bana her şeyi Selim yaptırdı. Yasaklı olmamı da ona borçluyum.

Et ve kemikten ibâretim âbi. Bunun ötesine geçemiyorum. Bir gelecek plânım yok. Tavsiyene uyacağım ama. Cüzdanımda sakladığım bir pusulanın yanına, senin arzunu da ekleyeceğim. Sen de ekle benim için o hâlde şunu: “Adam içeriye girdi, ve ateş etti.”

Ben olmak kolay değil âbi. Beni sevmek de kolay değil. Benimle birlikte yürümek de kolay değil. Seni buldum. Çünkü bu tevâfuktu, – ki bu kelimeyi de ondan öğrenmiştim. Daha önceleri de bunu söylediğimi anımsıyorum. Benim de bir amacım yok. Belki ortak yanlarımız epey. Ama ben tekil kişiyim ve kimse için bir umur ifade etmiyorum. Eğer Türkçeyi sevseydim, şapkalı a kullanmazdım âbi. Beni anlıyor musun?

Daha yirmi yaşına yeni basmıştım oysa. Yarım kaldı her şeyim âbi. Bir çocuğun hasretine, bir kadının saçına hasret. Kahvaltılık bir şeyler almaya memnu. İnsanların yüzüne bakmaya korkar. İki çift muhabbete gudubet bakar. Ben şair değilim âbi, edebiyat falan da okumadım hiç. Selim’i seviyorum çünkü onu tanıyorum. Ona benzediğim falan da yok. O kadar cesur değilim âbi. Onun yaptıklarını yapamadım hiç. Denedim ama, denemediğimi kimse iddia edemez. Bendeki acılar ağırdı âbi, çok ağrıdı.

Şimdi yirmi iki yaşına girmeme ramak kaldı. Küçük değilim ben, hiç değilim âbi. Belki bin, belki milyon say. Ben bedevi hüznünde yaşadım her şeyi. Hiç daimi mutluluklarım olmadı. Küçük şeylerle mutluluk dâvet ettim kendime. Başaramadım âbi. Yaşamayı başaramadım. Üstüme başıma bulaştı yaşamak, sol ayamdan akan kanlar gibi.

Bundan sonrasını bilmiyorum. Hikâye bitti mi, ve hüzünlü mü yoksa hayırlı mı; inan bilmiyorum. Aslında cümle kurmaktan falan da anlamam. Son zamanlarda sigarayı da arttırdım tavsiyene uyarak. Diline âşina olmadığım Fenike yurdundan şarkılar da dinliyorum bolca. Ve hatta şimdi bir şehirlerarası yolda, bana ait olmayan bir eve gidiyorum.

Hangi mevsimde gömülmek istersin âbi? Bir insan gömülmek ister mi? Hangi şehirde ölü olarak mukim olmak ister? Ben uzakları yeğlerim âbi. Beni tanıyan kimsenin benden bir iz bulamayacağı taşlarda yatmak isterim. Otellerin ve fahişelerin olmadığı diyarları hasretlerim. Namussuz insanların, küfürlü yüreklerin yalınlığında bir mekân bellemek isterim kendime. Bu imkansız âbi biliyor musun? Beni anlayabiliyor musun?

Bana söz vermeni istiyorum. Tüm bu yazdıklarımı ve dahi yazacaklarımı okuduktan sonra, en aşağıya eklediğim şarkıyı dinle. Ama sâdece dinle âbi. Başka işle meşgul olma. Bir şey okuma. Sâdece beni düşün. AŞTİ’de karşılaştığımız o ilk ânı düşün. Mümkünse son ses aç ve yatağına uzan. Hatta kulaklığını tak ve son ses ayarında bu müziği yatarak dinle âbi. Sana vasiyetimdir bu.

Ben ismimle müsemmayım âbi. Kütüphânemde üç bini aşkın kitap. İki bini ilmî say, binini de edebî. Gâzâli’yi okudun mu âbi hiç? Kindi’yi, İbn-i Tufeyl’i, Muhammed Esed’i, Çelebileri? Ben hepsini okudum ama bir tek Selim’le dost olabildim âbi. Gitmek istersen kal diyemem. Kalmak istersen, sigaramı paylaşırım. Benle kalmak zordur âbi. İyi ve muhkem olduğumdan ötürü değil. Aldığım nefesin haram oluşundandır bu. Ben kabulüm âbi ilmiğe, urgana. Üzerimde barındırdığım sıcak kana. Et ve kemik âbi, başkası yok.

Selim’i benden alma âbi. –tam da şu anda yanımdan bir ceza infaz kurumu aracı geçiyor, bu hayat garip âbi. Suçluluk duygusu ise daha bir başka. (Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimizdeeeee!) İşime gelince edebiyatı biliyorum âbi. Sana yalan söyledim. Yirmi bir yaşında falan değilim. Tek satır doğrum olmadı bu hayatta. Borcum da yok üstelik. Acı falan da çekmedim. Müreffeh bir hayatın dizginlerini elimde tutuyorum. Sigara da kullanmam. Doktorlar bin yıl daha yaşayabileceğimi söylediler. Gözlerim eskisinden daha sağlıklı, bedenim çevik. Geceleri uykusuzluk asla çekmem. On ikiyi vurduğu zaman zemberek, gözlerimi kapar uyurum. Bilirim âbi, bilirim Selim’i. Selim benle konuşmadı hiç ama bana yazılar yazardı sağlığında. Eğri büğrü formlarla kara kaplı küçük cep defterime karalamalarını sana gösterebilirim, bana inanmazsan. Arada hayalini görürüm hâlâ daha Selim’in. Ona danışır fikirler alırım. Gariptir o konuşmaz benle. Ben bakışından anlarım.

Biliyorum âbi, biliyorum. Benden bir şey olmaz. Ben bir hiçim. Duydum âbi, bunları çok duydum. Kavgalara girdim kanlı bıçaklı. Yan gözle baktım yan masadaki delikanlıya. Pis pis sırıttım dövebilmek için o oğlana. İki kişinin dişini kırdım, birinin gözünü morarttım. Bütün bunları tek başıma yaptım âbi.

Miraç’a inanıyor musun âbi? İsa’yı görmek ister miydin? Büyük bir pazarlık cambazı olmak istedin mi hiç? Ben istemedim âbi.

Bana bulaşmayacaktın. Yazar dururum. Ne ki uzun zamandır almamıştım elime divit ile hokkamı. Sen de gidersin âbi, sen de gidersin. O zaman bir Günseli güzellemesi koyulur mu buraya bilmiyorum:

seni tanıdığım zamanlar otogarın bu kadar sessiz ve sakin olacağını tahmin etmezdim ve insanların bu kadar benden bağımsızmışçasına yaşamalarının duygularımı örselediğinden değil bu sebebi neydi hatırlamaya korkuyorum ama yine de huzuru belki de ilk defa uzun zaman sonra orada bulmuştum o yol üstü simit saraylarının çay muhabbetine dahil edilişimizi ve mutfaktan sigara tellendirirken yılmaz erdoğanın kulaklarının çınlatılması ve dahi kaçak sigaradan dem vurulması aşikardı konumuzun edebiyat olduğu o kadar açıktı ki aşka dair tek kelime yer etmedi hafızamızda ama ben biliyordum selimi senin de tanıdığını ve bizi yıllarca niye tanıştırmadı diye senin yanında ona kızmadım da değil yüzü kızardı selimin ilk defa buna utandım ben de görsen sen de utanırdın belki bunu başkalarına anlatsam ya korkar ya mecnun derler ben mecnun değilim abi bak senin için şapka takmaktan bile vazgeçtim harflerime bu çok önemli bir mevzuu mu bilmiyorum ama benim içimdeki kraterlerin ne kadar daha sürecek bilmiyorum ama dehlizlerine kadar aydınlatılması için zaruri gördüğüm bir durum boşuna uğraşma ama onu benden alamayacaksın isterse senin yanında yüzü kızarsın ben bu hayatta bir kere kaybettim abi ikinci defa kaybetmem belki erkeklik erki derler buna anadolu insanları tıpkı böörek demeleri kadar sevimli ve heyecanlı ve bir izmirlinin simide neden gevrek dediğini hiçbir zaman anlayamayacağım ankarayı neden sevmediğim belli ama izmire bir sebep bulamıyorum bu gevrek meselesi bundan sonra benim argümanımdır abi sıra istanbula gelirse de çok kalabalık artık şehirlere sahip çıkamıyorum her yerde selim her yerde el ele onunla bana bakıyor yüzü kızarmıyor gülüyor saçlarına doğru üflüyor havaya kalkıyor öne doğru sarkmış uzun saçları yanında bir kız var tanıyorum o kızı günseli el sallıyor gülhanede ceviz ağacıyım abi daha fazla yazamayacağım affet

[Bu yazıda yazılan her kelime yapay bir dilden aşırılmıştır ve hiçbiri gerçek değildir. Şair ya da yazar olmayan müellif, -ki burada anlatım bozukluğu yaparak bu tescillenmiş oluyor; ömrü boyunca olduğu gibi burada da yalan söylemiştir. İş bu metin, bir şehirlerarası seyrüseferinde baharın başladığı tarihte kaleme alınmıştır. Müellifin bir seveni olmadığı gibi, sevdiği de yoktur. Hülasa kendisi yalnızdır. Kafasına estiği zaman atına (atı kimi zaman bir otobüs, kimi zaman bir tren, kimi zaman bir uçak, kimi zaman evet gerçekten at) atlayıp, elinde Parlak Ahmet sigarası ile diyar diyar dolaşmaktadır. En son bir trende görüldüğü söylenmektedir. Onun tam bir hikâyesi yok ve bu yüzden dilden dile anlatılmamakla mahkum edilmiştir. Aynı anda üç üniversitede okuma kâbiliyetini haiz olmakla beraber, iki yirmi beş miyop olduğu söylenmektedir. Kullandığı lensleri eski bir optikçi olan eniştesi takıp çıkarmakta ve bu konuda bile becerisizliğini tescil ettirmekten utanmamaktadır. En son iki yumurta kırıp karnımı doyurayım düşüncesi, gerçekten iki yumurtanın kırılıp hebâ olmasıyla sonuçlanmıştır. Ona ait bir şey yoktur. Sâhiplendiği hiçbir meta ya da ideoloji yoktur. Onu bâzen azılı bir devrimci, bâzen de sütliman bir sofu olarak düşünebilirsiniz. Her zaman ağaçların sağından, kanalizasyon kapaklarının da solundan geçer. Çöp kutularına yaklaşmaktan korkar. Siyah kedi gördüğü zaman saçını çeker. Saçı daim uzundur. Sağ elinde mavi renkte gümüş bir yüzük vardır. Pahalı bir hayatı sever. Mendil ya da el emeği örgü satan yaşlı amcalarla oturup muhabbet etmeyi, kodaman bir profesörle muhabbet etmeye yeğler. Bulunduğu şehirdeki tüm yaşlı mendil ve örgü satan amcaları tanır. Onların sigaralarını alır, kendi sigarasından onlara ikram eder. Şimdi nikotini bitti. Unutmadan, o; nargileyi çok sever. Ve vücudu ayda bir kez muhakkak kanar…]

İlginizi çekebilir

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)
Müzik
21 paylaşım1,102 okundu
Müzik
21 paylaşım1,102 okundu

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)

Mücella Yazan - Oca 01, 2018

Itri musikimizin Süleymaniye’si ise, Zaharya da Sultanahmet’idir. Yahya Kemal 18. yüzyılın başında ulus-devlet dönemi başlarken çokuluslu bir imparatorluk olan Osmanlı…

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım973 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım973 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım760 okundu
Hikâyat
0 paylaşım760 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.