Mazeretim Yoktur!

Mazeretim yoktur dediğimde ciddiydim. O yüzden yapmacık davranmamaya karar vererek, dilimin döndüğünce söyleyiverdiklerimi, parmaklarım sayesinde yazıya dönüştürüverdim.

avatar
15 Haziran 2017
7 Paylaşım 811 Okunma

Yoktur, hem de hiç! Olması gerektiği gibi mi yapmalıyım: “İşlerim nedeniyle çok meşgulüm, yazılarıma bir süre ara vermek zorundayım” mı demeliyim? Yok, yok. Alışılagelmiş kof cümleler mi kurmalıyım? Hayır, hayır… Gerçekçi ve dürüst; uzatmadan da özgün olmalıyım.

Geçtiğimiz yüzyılın Sosyalist Amerikalılarından olan Jack London, yarı otobiyografik eserinde yazıya döktüğü şu iki cümle ile yukarıda kısaca hayıflandığım durumu neticelendirmiştir:

Ben, benim ve kendi beğenilerimi insanların bağlaşık yargılarına tabi kılmayacağım. İnsanların çoğunluğu bir şeyden hoşlanıyor ya da hoşlandığına inandırılıyor diye, benim de o şeyden hoşlanıyor taklidi yapmam için dünyada hiçbir neden yok.

Durum, işte budur. Günümüzde pek de sevmediğim; özenti gençlik, moda havası gibi kavramların doğruluğunu sorgulayan ve sorgulatan yüzyıllık bu cümleler, elbette ki dünya üzerinde bir ilk özelliği taşımıyordur. Çünkü insanlar, yapıları itibarıyla bu tür bir benzeme veya benzeşme güdüsüne sahiptirler. Bunu her gün, neredeyse hepimiz bilinçli yahut bilinçsiz yapmaktayız. Başkalarında gördüğümüz bir kıyafeti beğenme ve onu elde etme, berikinin okuduğu kitabı övmesi neticesinde o kitaptan satın alıp hemen kitabı okumaya başlama, aynı mevsim süresince siyam ikizleri gibi tüm hemcinslerin aynı tip giyinmesi gibi davranışların hepsi bu duruma tabi örneklerdir. Belki bugüne kadar bâzı bâzı ben de uyandım böyle bir davranışın içinde olduğuma. Fakat en vurucusu, yukarıdaki cümleleri okuduktan sonra idi. Bu tür bir etkiyi de ancak böyle büyük bir yazar yapabilir diyerek, hemen Jack London’a geri dönelim…

Yazarımız neden böyle bir düşünceyi sarfetmiştir diye soralım kendimize… Elbetteki, ÖSYM’nin hazırladığı tek doğru yanıtlı bir soru değildir bu. Daha karmaşık, derinlemesine incelenmesi gereken ve bu sırada psikolojik analizlerin de yapılması şart olan cevaplar silsilesi bulmalıyız. Ne eleştirmen ne psikiyatri uzmanı ne de analist değilim… Buna karşılık; bir aklım, bir kalbim ve ikisini de etkili kullanmamı sağlayan düşünce sistemim var. Bu çerçevede yukarıdaki sorunun cevaplarını arayabilirim fakat kesin doğruya ulaşmam hiçbir zaman gerçekleşmeyebilir. Bu yüzden kısa bir çözümleme yaparak asıl anlatmak istediklerimi neticelendirmek istiyorum. Bunun için önce yazarı tanımak gerek. Amerikan olan Jack London, 1876 yılında vatandaşı olduğu ülkede doğup, 1916 yılında yine ülkesinde hayata veda etmiştir. Ölüm sebebi kimilerine göre intihar, kimilerine göre geçirdiği bir kalp krizidir. Yazar, hayatı roman türünden bir insandır. Uzun seyahatlere çıkmış, altın avcılığı yapmış, hapishanede yatmıştır… Yaşadıklarının bir kısmını zaten roman ve öykülerine yansıtmış, böylece kendine dair de ipuçları vermiştir. Sosyalist bir düşünceyi benimseyen London, eserleriyle milyonlarca kişiye ulaşmış ve hâlâ daha okunabilir bir yazar olarak kalmıştır. Cevabımıza gelecek olursak, yazarın eserlerini incelerken farkına varabileceğimiz ilk kanıya varalım: Yazar, insanın düşüncelerini ve karşısındaki bireyin ya da genel anlamda karşımızdaki bireyin bir süre sonra nasıl bir davranış sergileyebileceğini öngörmektedir. Bu demektir ki iyi bir gözlemci olan Jack London, yazımıza konu olan iki cümlesini kurmadan önce çevresindeki insanları incelemiş ve böyle bir kanıya varmıştır. Peki, böyle bir şeyi çağdaşı olan diğer yazarlar yapmıyor da, niye Jack London yapıyor? İşte, bu noktada yazarın düşünceleri devreye giriyor. Fakat bu kadar ileri gitmenin ne benim açımdan bir yararı olur ne de edebiyat adına…

Mazeretim yoktur dediğimde ciddiydim. O yüzden yapmacık davranmamaya karar vererek, dilimin döndüğünce söyleyiverdiklerimi, parmaklarım sayesinde yazıya dönüştürüverdim. Jack London gibi kişiliğimi şekillendirmede katkısı olan bir yazarın da bu yazıda adı geçmesi, benim için başlı başına bir onurdur. Hele bir de klasikleşmiş olan Martin Eden adlı romanından aldığım iki cümlenin, Mazeretim Yoktur! başlığını atmama cesaret verecek kadar değerli olması benim için hala umutların diri olduğunu göstermektedir. Son bir şey belirtmek istiyorum: Belki mazeretim yok ama belki de bu süreye ihtiyacım vardı.

İlginizi çekebilir

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)
Müzik
21 paylaşım1,102 okundu
Müzik
21 paylaşım1,102 okundu

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)

Mücella Yazan - Oca 01, 2018

Itri musikimizin Süleymaniye’si ise, Zaharya da Sultanahmet’idir. Yahya Kemal 18. yüzyılın başında ulus-devlet dönemi başlarken çokuluslu bir imparatorluk olan Osmanlı…

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım971 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım971 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım760 okundu
Hikâyat
0 paylaşım760 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.