Önce Kelime Vardı

Önce kelime vardı diye başlar İncil. Bu kelimenin şüphesiz ki mânâlar içinde mânâsı bulunmaktadır. Zorlama feylesoflar ile bu anlam en derin tesirli felsefe terimlerine dönüşebilir ve ondan sonra salvolu hareketleri ile zihnimizi karıştırabilir...

avatar
5 Şubat 2017
30 Paylaşım 904 Okunma

Bireylerin, hayatını idame ettirebilmesi için yapmakla mükellef olduğu bâzı uğraşılar bulunmaktadır. İnsanlığın var olduğu ilk dönemden itibaren bu zaruret, eksilmeden devam edegelmiştir. Söz gelimi konuşmak, yazmak, tarım yapmak, hayvan gütmek, eşyayı bilmek, gündelik işleyiş hakkında bilgi sahibi olmak, insanların yaşayışları için elzem olan unsurlardır. Bittabi sıralanan bu zorunluluklar, günümüzde daha farklı boyutlarda kullanılmakta ya da yerlerini bir başka zorunluluğa devretmektedir. Ne olursa olsun, temel olarak insanlar, ihtiyaçlarını bu doğrultuda gidermektedirler.

Önce kelime vardı diye başlar İncil. Bu kelimenin şüphesiz ki mânâlar içinde mânâsı bulunmaktadır. Zorlama feylesoflar ile bu anlam en derin tesirli felsefe terimlerine dönüşebilir ve ondan sonra salvolu hareketleri ile zihnimizi karıştırabilir. Yahut mütercim üslubu ile kelime yerine söz ifâdesi eklenebilir. Hülâsa hendesenin temelini oluşturan nokta şekli bile, birçok anlamı bünyesinde ihtivâ edebilmektedir. Yeter ki farklı alanlarda uzmanlığı olduğunu iddia eden muhteremler bu işe el atsın…

Mizâhi üslubu bir kenara bırakacak olursak işin aslı, önce kelime vardı hakikat. Kelimeden kasıt ne olursa olsun, biz yazıyı esas alacağız. Bununla birlikte konuşma, söz, lafız; yâni dil olacak asıl konumuz. Bilinmelidir ki yazıyı icâd eden Sümerler değildir. Ütopik Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi’ne göre de Türklerin bu husus ile doğrudan bir ilgileri bulunmamaktadır. Ders kitaplarında geçtiği gibi rahip sınıfının, tapınaklara getirilen malları belirtmek için de icâd edilmemiştir. Gerçek şu ki; yazı, herhangi bir toplum ya da insan tarafından oluşturulmamıştır. İlk insanın, ki ekseriyetle kabul edildiği üzere Hz. Âdem’in yazımızın girişinde bahsedildiği ve yaşaması için zaruri olan unsurları bildiğine şüphe yoktur. Belki zorlama ifâdeler ile yazıyı insanlara icâd ettirebiliriz, ancak tarımın nasıl yapılacağına dair kafalardaki büyük sorun, tüm bu iddiaları mesnetsiz kılmaktadır. Dolayısı ile yazı, dil ve tarım gibi evrensel öğeler, ilâhi bir bellek tarafından ilk insana öğretilmiştir. Bu da ilk insanların dünya üzerinde rahatça yaşayabilmelerini ve hayatlarını sürdürebilmelerini sağlamıştır. Kendi çocukları ve torunlarına da bu bilgileri öğreterek, insanlığın bu konuda bilinçlenmesini sağlamıştır.

Yazımızda ele alacağımız temel konunun dil olacağını daha önce belirtmiştik. Bu nedenle hemen şu soruya da açıklık getirmek istiyoruz: Eğer dil, ilâhi bir öğreti olarak ilk insanı belletilmişse, günümüzde birçok farklı dil nasıl ortaya çıkmıştır? Basit şekilde hülâsa edebiliriz ki, bu ilk dilden sonra oluşan diller, insanoğlunun yeryüzündeki göçleri nedeniyle meydana gelmiştir. Çünkü dil bilimcilerin de mantıklı açıklamalarını yaptığı üzere; başlangıçta aynı dili konuşan ancak daha sonra birbirleriyle bütün iletişim ve ulaşım yolları kesilen topluluklar, on sene sonra birbirlerini anlamazlar. Bu toplulukların yeni ve farklı bir dil oluşturabilmeleri de uzun yıllar almaktadır. Ancak sonuçta farklı bir lisan ortaya çıkmaktadır.

Tarihin her döneminde dil konusu ehemmiyetini korumuş ve insanların iletişim konusunda en büyük yardımcıları olmuştur. Bunun yanı sıra yazı sayesinde de kitaplar ortaya çıkmış ve insanlık tarihini çok daha farklı yollara yönlendirmiştir. Kitapların varlığı, ilmin de önemini artırmış ve yayılmasını hızlandırmıştır. Matbaanın icâdı ise kitapların daha hızlı oluşturulmasını sağlamış ve bu sâyede yayınların sayısı da gittikçe artmıştır. Yarım asırdan bu yana bilgisayar destekli yayıncılık faaliyetlerinin çoğalmasıysa, tüm bu yayıncılık faaliyetlerine modern bir hüviyet kazandırmıştır. Bunların etkisi olarak da beynelmilel kitap fuarları düzenlenmeye başlamıştır. Bu fuarlardan biri olan TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı, bu yıl otuz üçüncü kez kapılarını açmıştır.

TÜYAP 8 ilâ 16 Kasım tarihlerinde ziyaretçilerle buluşmuş ve bu süreçte de 503 bin kişi tarafından ziyaret edilmiştir. Yerli ve yabancı birçok yazar, sanatçı ve mütefekkiri bir araya getirmesi açısından da oldukça önemli bir fuar olduğu gözlemlenebilmektedir. Birçok yayınevinin bulunması ise, fuara ayrı bir renk katmış.

Ne yazık ki dünyevi telâşeler nedeniyle fuarı son gün ziyaret etme gafletine düştük. Bu nedenle fuar hakkında tenkîdlerimizi de daha ciddi boyutta yapmayı uygun görmüş bulunmaktayız. Öncelikle fuar yerinin İstanbul’a değil, Bulgar sınırına yakın olması beynelmilel bir organizasyon olduğunu açıkça kanıtlamıştır! Ancak yine de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sağlamış olduğu metrobüs hizmeti ile fuara şehrin bir diğer ucundan aktarmalı olarak ulaşabilmektesiniz. Aynı zamanda fuar işletmesinin de belirli noktalardan ücretsiz servisleri bulunmaktadır. Eğer ki hususi otomobiliniz ile fuara ulaşmaya çalışırsanız, büyük sıkıntılara dûçâr olabilirsiniz. Öncelikle bir depo benzin ya da mazotu gözden çıkarmalı ve dönüş yolundaki yoğun trafik ile hemhâl olmayı göze almalısınız. Tüm bu nedenlerden dolayı fuara ulaşım için toplu taşımayı kullanmayı tercih etmeniz yararınıza olacaktır. Ulaşım noktasında en büyük eleştirimizi ise fuarın son günü olan 16 Kasım Pazar gününde, bir başka beynelmilel organizasyon Avrasya Maratonu’nun ifâ ediliyor olmasıdır. Boğaziçi Köprüsü’nde başlayan bu etkinlik dolayısıyla fuara ulaşım ağının Anadolu Yakası’ndaki en büyük yükünü taşıyan Metrobüs hattı bir süre çalışmadı. Bu iki önemli organizasyonun aynı güne denk getirilmesi büyük bir hata olduğu gibi, bunu hesap edemeyen şahsıma da teessüflerimi bildirmekteyim.

Fuara katılım sayısı olarak söylenen 503 bin kişilik ziyaretçi içerisinde fuara turnikelerden birden çok kez giriş çıkış yapmak zorunda olan fuar çalışanları, gazeteciler, yayınevi görevlileri de dâhil olduğundan esas sayıyı bilmemiz pek mümkün değildir. Ancak söylenebilir ki bu yarım milyon ziyaretçinin yarısı bu fuarı tek bir kitap bile almadan terk etmiştir. Gözlemlediğim kadarıyla elinde tamamen dolu üç büyük poşet ve bir de sırt çantası ile fuarı terk eden bir tek ben bulunmaktaydım. Çok az kişide iki – üç torba, bir kısım ziyaretçinin ellerinde de bir ya da iki kitaptan mürekkep poşetler bulunmaktaydı. Buradan anladığımız kadarıyla ziyaretçilerin birçoğu ya imza günleri ya da söyleşiler için orada bulunmaktaydı. Fuardaki bâzı salonlarda adım atılacak yerin olmaması da hem güzel hem sinir bozucuydu. Ancak bu noktada da belirtmeliyim ki yaya trafiği, tıpkı araç trafiği gibi sağdan seyretmelidir. Bilhassa üstgeçitler, merdivenler ve bilumum karşılıklı geçilebilecek yerlerde sağ taraftan yürümeyi şiar edinmek, başkalarının yürümesine engel olmamak adına oldukça yararlı olacaktır

Fuara katılan yayınevlerinin fiyatlarında alelâde bir normallik söz konusudur. Büyük yayınevlerinin hiçbiri inanılmaz indirimler yapmamıştır. Kaldı ki e-ticaretin son derece gelişmiş olduğu bu zamanlarda fuarda indirimsiz fiyattan kitap alıp, İstanbul’un bir ucundaki eve kadar taşımak pek de akıllıca değildi. Kitap alışveriş sitelerinin ücretsiz kargo seçenekleri ile eve kadar fuardaki fiyatlardan çok daha indirimli kitap alabilmek mümkündür. Bu noktada da fuar, çok okuyan kesime değil, bu etkinliği salt bir fuar olarak gören düşük okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Ancak her ortamda ve durumda yapılanmasını eleştirdiğim Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’nu bir tek fuarlarda sevebiliyorum. Zatların internet arşivlerine bile koymadığı ve depolarda çürümeye terk ettikleri kitapları işte bu fuarlar aracılığıyla görebilmekteyiz. İsimlerine sâdece eski bibliyografyalarda rastladığımız ama kendisinden haberdar olamadığımız bu kitapları fuarda satın almak da, meraklılarına tevcih edilmiştir. Bir başka yazının konusu olan Türk Tarih Kurumu E-Mağaza irezilliğini ise, devlet sisteminin köhneleştirilmesine dair en büyük ders olarak okutmak gerekmektedir. Ayrıca kurumun, yakın zamana kadar poşetlerinin tasarımında bile bu köhnelik okunabilmekteydi.

Önce kelime vardı diye başlar İncil. Bu kelimenin şüphesiz ki mânâlar içinde mânâsı bulunmaktadır. İnsana verilen son ilâhi kitap ise, bu mânâyı açıklamıştır. Kur’an, şöyle başlamıştı:

Yaratan Rabbinin adıyla oku! … O, kalemi kullanmayı öğretendir. İnsana bilmediğini belletendir.

İlginizi çekebilir

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)
Müzik
21 paylaşım1,115 okundu
Müzik
21 paylaşım1,115 okundu

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)

Mücella Yazan - Oca 01, 2018

Itri musikimizin Süleymaniye’si ise, Zaharya da Sultanahmet’idir. Yahya Kemal 18. yüzyılın başında ulus-devlet dönemi başlarken çokuluslu bir imparatorluk olan Osmanlı…

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım988 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım988 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım772 okundu
Hikâyat
0 paylaşım772 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.