Şahmaran Söylencesi

Bu yılanlar işte o Şahmaran yılanlarıdır diye bana da anlattılar. Şimdilik insanlarla dost olan yılanlar Şahmeran’ın öldüğünü bilmiyorlar.

avatar
19 Haziran 2017
2 Paylaşım 926 Okunma

Bir Varmış Bir Yokmuş

Nenemde Masal Çokmuş…

Bu yazıda, Anadolu toprakları üstünde anlatılan, Şahmaran Söylencesine Kaynaklık ettiğine inandığımız bazı mitolojik anlatılardan kısa bilgiler verdikten sonra, elimde olan dört Şahmaran söylencesini aktaracağım. Bunların adlarını da verelim:

  • Şahmaran ile Lokman Hekim
  • Hasip ile Şahmaran
  • Melikiya ile Şahmaran
  • Canıasb ve Şahmaran Hikâyesi

Anadolu masal tarihinde en eski ve en güzel masal olarak anlatılan, Şahmaran masalı bir başka açıdan söylenceler gurubuna girer. İster söylenceler gurubuna girsin ister masallar gurubuna, Şahmaran çok eski bir anlatımdır. Yani Bin bir gece masallarından da eski bir söylencedir. Zaten bin bir gece masalları da bir derleme olduğuna göre, halk arasında var olan bu söylencenin o zaman ki anlatımıdır, diyebiliriz.

Bazı batılı araştırmacıların söylediğine göre, Şahmaran „Bin Bir Gece Masalları“ içinde yer alan bir masaldır. Bazılarına göre İran kaynaklı bir masaldır. Bazılarına göre de Mısır kaynaklıdır. Anadolu toprakları üstünde yüzlerce çeşitlemesi bulunan, Şahmaran anlatımının geçtiği yer olarak Tarsus şehri gösterilir.

Sözlü anlatımlarda söylenceler, masallar. Türküler dilden dile dağıldığı için, gittiği yöreye göre şekillendiğini biliyoruz artık. Benim elimde ki bilgilere göre Tarsus diğer adıyla Arsus, ama bizim dinlediğimiz Şahmaran masalında ki adıyla „MARSUS“  şehri Şahmaran masalının bitiş noktasıdır. Masal ya da söylence tümüyle buraya ait değildir. Bu masal içinde geçen Mısır kervanı, Badat şehri, yüksek dağ (Kafdağı)  var olan ya da unutulan tüm yöreler masalın bir bütünüdür. Masal parçalara değil bütüne aittir.   Bütün ise. Anadolu topraklarıdır.

Gelelim yazılı kaynaklara:


Yazılı kaynaklarda Şahmaran söylencesi bir masal olarak veriliyor. Bu veriler,  batılı gezginlerin verdiği bilgileri doğrular niteliktedir. Ancak, sözlü yazın içinde, efsaneye dönüşen bu masal anlatımı, ilk olarak,  2. Murat devrinde (on beşinci yüz yıl) Abdi Musa adlı bir şair, yazdığı “Camasbname” adlı mesnevisinde işlemiştir. Abdi Musa hakkında fazla bir bilgi olmadığını yazılı kaynaklar söylüyor. Ancak, sözü edilen eserin yani “Camasbname‘nin“ 1429 yılında yazım işleminin tamamlandığını söylüyorlar. Abdi Musa yazdığı mesneviye, Şahmaran masalında ki, kahramanın adını vermiştir. Sözü edilen eserin içinde, üç ayrı hikayenin yer aldığını biliyoruz.  Bu üç ayrı hikayenin adları sırasıyla verilmiştir. Sözü edilen hikaye Yani Şahmaran hikayesi birinci anlatım olarak aşağıya alındı.

  • Canıasb ve Şahmaran Hikâyesi
  • Bulukiya Hikâyesi
  • Cihanşah Hikâyesi

Bana göre bir yanıyla yazılı edebiyat dünyasında aktarılan bu anlatım, diğer yanıyla sözlü anlatım yani, söylence türü olarak halk arasında gelişip genişlemiştir. İlk yazılı metinlere göre masal niteliği taşıyan anlatım, hem yazılı kaynaklarda hem de sözlü kaynaklarda giderek masal niteliğine dönüşmüştür. Yukarıda da sözünü ettiğimiz bin bir gece masalları arasında olduğunu söyleyenlerin savını düşünürsek, masal bazı yazarlar tarafından hikayemsi bir anlatım içine sokulmuş olabilir. Bu anlatım sadece yazılı kaynaklarda hikaye olarak kalmıştır. Bir ya da iki kaynakta hikaye niteliğinden bir anlatım görülüyor. Diğer tüm anlatımlar masal ya da söylence türüdür. Bu türlerin en eski yazılı kaynağı ise, Bin Bir Gece mallarıdır.

Şahmaran Söylencesinin kaynağı hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar ise, ısrarla bu anlatımın ya da söylencenin kaynağının »Bin Bir Gece Masalları« olduğunu, hatta bunun »Bin Bir Gece Masallarından« biri olan »Hasib Kerlmeddin« ve Şahmaran Hikâyesi‘nin ta kendisi olduğunu söylüyorlar.

Bazı yerlerde ise destan olarak bilinen bu Şahmaran anlatımı, Anadolu toprakları üstünde yaşayan insanlar arasında, dilden dile yayılmıştır. Hemen hemen tüm Anadolu insanı bu söylenceyi, kıyısından köşesinden bilir ve tanır. Dahası tüm yöreler bu söylenceyi kendisine mal eder.

Yılanların şahı, Ya da yılanların Padişahı, yılanların kralı anlamına gelen »Şahmaran« adı günümüz anlatımı içinde, bu adla tanınıyor. “Şahmaran” sözcüğü Farsça bir sözcüktür. “Maran ya da Mar” yılan anlamındadır. Maran ya da incelterek söylenilen Meran sözcükleri Anadolu topraklarında birçok yöre ve yer adıdır. Bu adları saymayı konumuzun dışında bırakarak, Şah sözcüğüne geçelim:

“Şah” sözcüğü ise, zamanımızda İran’da, halen kral anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca Azerbaycan, Afganistan, Türkmenistan, Özbekistan gibi ülkelerde de şah sözcüğü kullanılır.

Yılanlar kralı, yılanlar şahı olarak tanınan, bu yaratığın mitolojik kökenini araştıracak olursak, Anadolu genelinde gelmiş geçmiş birçok medeniyetin mitolojik söylencelerin içinde bulmak mümkündür.

Hititlere ait olduğunu bildiğimiz bir mitolojik söylencede, anlatılmakta olan İlluyanka Efsanesi’nde yılana benzeyen bir yaratık olan Îlluyanka ile Fırtına Tanrısı arasında ki savaşı anlatılmaktadır. Bu mitolojik savaş anlatımında İlluyanka, Fırtına Tanrısı’nı yenmiş ve bu tanrının kalbi ile gözlerini ele geçirmiştir. Fırtına tanrısı kalbini ve gözlerini geri alabilmek için, yoksul insanları aracı olarak kullanmıştır. Sonuçta İlluyanka’nın ölümüne neden olan şey, yine, insanların ihaneti olmuştur. İnsanoğlu çiğ süt emmiş, güvenilmez sözü, adı geçen mitolojide de işlenmiştir. Özellikle, ihanet edenler de yoksullar. Bu Hitit mitolojisinde bile Aristokrat kesimi sanki ayrı tutulmuştur. Şahmaran söylencesinde de bu ana fikir işlenmiştir.

Bir başka söylenceden söz açmak gerekiyor. Bu söylencenin adı ise, “Medusa”dır. Medusa Şahmaran gibi, yarı yilan, yarı kadın olarak tanımlanır. Söylence, bütünüyle sahip olan Gorgonlar’ın üç çirkin kızından biridir. Medusa yeryüzünde yenilmeyen tek varlıktır. Söylencede en çok gözlerinin büyüklüğünden söz edilir. Medusa‘nın gözlerinden şimşek ışıklarına benzeyen ateşler çıktığını, kafasında ise, saç yerine zehirli yılanların bulunduğunu, bu yılanların başlarını kaldırarak, korkunç sesler çıkardıklarını söylencede buluyoruz.

Söylencenin sonunda, Perseus tarafından başı kesilen Medusa’nın, kesik başından yere akan kanından, kanatlı bir atın doğduğu ve yıldırım gibi gürleyerek göklere doğru uçtuğu anlatılmaktadır. Bu at, sonradan Bellerophon’un bindiği Pegasus denilen atın olduğunu anlatılar veriyor.

Söylencenin bundan sonra ki, anlatısı ise, şöyle:

Perseus, Medusa‘nın kesik başını atının heybesine koyar. Kesik baş sürekli kanamaktadır. Perseus hızla atını sürmektedir. Heybe içinde sızan kandamlaları yere düştüğü an korkunç zehirli yılanla dönüşüyormuş. Yeryüzü o günden sonra zehirli yılanlarla dolmuştur.

Bir başka mitolojik anlatım ise, isimler bakımından Sümer Mezopotamya söylencelerine benziyor.

Anlatı kısaca şöyle:

Kilikya denilen bölgede, bir mağara içinde yaşadığına inanılan, yarısı kadın, yarısı yılan şeklinde olan efsanevî bir yaratık vardır. Adı Ekhidna’dır. Ekhidna’nın lyphon ile olan evliliğinden Kerberos, Lerne „su yılanı“, Khimaira, Nemea Arslanı ve Sphyngkli doğmuştur. Şahmaran Efsanesi’nin doğuşuna sanırım bu söylencenin de katkıları olmuştur.

Şahmaran Efsanesi’nin sonunda. Şahmaran’ın öldürülme olayı, tüm söylencede ortak sondur. Bu ortak sonun, yani, Şahmaran’ın öldürülüşünün ana amacı insanın sağlık ve şifa bulmasıdır. Hatta bazı anlatımlarda Lokman Hekim’in Şahmaran ile karşılaşması uzun uzun anlatılmakta, şifa veren otların neler olduğu Lokman Hekim’e Şahmaran tarafından söylenmektedir.

Bir başka anlatım ise, denizlerin içinde yaşayan, yarı insan yarı balık „Deniz Kızı Estelya“ söylencesidir. Bu söylence de çok eski bir mitolojik kalıntıdır. Bizim dilimizde „Denizkızı Estelya“  bilinirken, en eski mitolojilerde ise, denizler tanrısı balıkların Şahı anlamına gelen isimler almıştır. Bu söylenceler de gürümüze kadar gelmiştir.

Mitolojiye göre, çok eski zamanlarda bir deniz altı ülkesi varmış. Bu ülkenin sahipleri yarı balık yarı insan olarak bir bedene sahipmişler. Bu deniz altı ülkesinde, çok mutlu bir yaşam sürürmüşler. Deniz altı ülkesini yöneten padişah, karısı ve üç kızıyla mutlu bir yaşam içindeymiş. Bu deniz altı ülkesinde yaşayanlar, belli bir zaman sonra yeryüzüne çıkıp, gün ışığını görme ve güneş altında yaşama gibi, bir mutluğa erişmelerinden söz edilir. Padişahın en küçük kızı yeryüzü ve güneş altında ki yaşantıları dinlemekle yetinmemiş, yeryüzünde yaşayan ve tesadüfen denizler altı ülkesine yolu düşen bir delikanlıya aşık olur ve onunla vakti gelmeden yeryüzüne çıkmayı planlar. Bu aşk yüzünden Denizkızı Estelya‘nın başına türlü türlü olaylar gelir. İşte bu söylencede, dünyalar güzeli bu Deniz Kızı Estelya‘nın yaşamını anlatır.

Günümüzde ise, Şahmaran Hikâyesi ya da Şahmaran Söylencesi (efsanesi) Anadolu halk geleneğinde, Anadolu halk söylencesi (efsanesi) olarak yaşamaktadır. Daha 19. yüzyılda, Tarsus’a uğrayan Alman seyyahı Fürst Püekler Muakau duyduğu bir Şahmaran Efsanesi’ni seyahatnamesine almıştır.

Anadolu toprakları üstünde gelmiş geçmiş bunca uygarlığın ortak malı sayılan bu tür söylenceler (efsaneler) belli bir gurubun malı niteliğine dönüştürülemez. Yukarıda sözünü ettiğimiz, bazı tahminlerin bile bana göre, var olan söylencelere sahiplenmekten başka bir açıklaması yoktur. Şahmaran adı her döneme göre değişmiş ve son anlatım biçimi olarak kaynaklara yansımıştır.

Bana göre Anadolu toprakları üstünde gelmiş geçmiş yüzlerce uygarlığın malı olan, bu söylenceler bize geçmişin bir mirasıdır. Bize düşen görev ise, bu tarih mirasını tahrip etmeden ve tahrip olasına izin vermeden geleceğe aktarmak… Bu günümüz aydınlarının tarihi sorumluluğudur diyebilirim.

Bazı araştırmacılar Şahmaran söylencesinin sadece Tarsus çevresinde anlatıldığını yazıyor. Bu masal Anadolu’nun tüm yerleşim bölgelerinde bilinen bir söylencedir.

Belki sonuç itibarıyla Tarsus söylencenin bitiş notası olduğu içindir ki, Tarsus şehri bu söylenceyi unutmamıştır. Belki de, Şahmaran’ın ölümünden haberi olmayan yılanlar ölümden haberdar olduğu zaman, Tarsus’un başına nelerin geleceğini bildikleri için korku onları unutturmamaya zorlamıştır.

Söylencenin, Tarsus halkı tarafından genellikle son bölümü anlatılır. Yanı detaylar daha çok sonla ilgili olarak verilir. Bu anlatılar da gösteriyor ki, Tarsus şehri eninde ve sonunda yılanlar tarafından yok edilecek. Tabi söylenceye göre.

Şahmaran masalı günümüz yer adlarına göre, yer ve zaman değiştirmiştir. Değiştiren halk anlatan halk olduğuna göre buna itirazımız yok. Ancak itirazımız, Anadolu söylencelerinin tümünü Adana yöresine taşınmasınadır. Bu yöre böyle istiyor olabilir. Araştırmacılar bunu yazdıkları gibi, diğer anlatımları da unutmamalıdır. Aynı anlatım Bayburt yöresinde bulunan yılanlı köyde de anlatılıyor. Her yıl yılanların gelip, insanların derdine deva olduğunu söylüyorlar. Bu yılanlar işte o Şahmaran yılanlarıdır diye bana da anlattılar. Şimdilik insanlarla dost olan yılanlar Şahmeran’ın öldüğünü bilmiyorlar. Şahmaran geleneği olarak sürdürdükleri derde deva olmaya devam ediyorlar.  İşte bu yılanlar Şahmeran’ın ölümünü duydukları an, Mahsus şehrini basacaklar ve yerle bir edecekler.

İlginizi çekebilir

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım117 okundu
Hikâyat
0 paylaşım117 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Babacığım
Deneme
0 paylaşım247 okundu
Deneme
0 paylaşım247 okundu

Babacığım

Hayat Can - Haz 18, 2017

Hakikat demişken... Kendi hakikatimi ararken ben, benimle sabah ezanlarına kadar yorulmadan yaptığın kıssalarla dolu sohbetini özledim. Evet.

Ân – Açık Parlak Sarı
Dem
2 paylaşım251 okundu
Dem
2 paylaşım251 okundu

Ân – Açık Parlak Sarı

Hayat Can - Haz 17, 2017

Cebinden sigarasını çıkarırken sağ bacağını sol bacağının üzerine attı ve ayn'anda karşısındaki eski çamın dallarına konuşlanmış kahverengi siyah sokak güvercinini gördü.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.