Turuncu

Sonunda ayakkabılarını çıkarıp ellerini yıkadıktan sonra odasına girdi. Pencereyi açmaya yeltendi fakat malum seslerin sürdüğünü düşünerek vazgeçti. Kendine ekmek arasında bir şeyler hazırlayarak çabucak yedi. Bu kadar az zaman alması işine gelmiyordu.

avatar
13 Ocak 2017
25 Paylaşım 915 Okunma

Saat akşam 9 sularında, ellerini kış gününün soğuğundan korumak için ceplerinde yumruk yapmış, sokak lambalarının ışığında yavaşça ama ahenkli bir şekilde hareket eden sisi izleyerek acele etmeksizin evine doğru yürüyordu. Kaldırımın sağına ve soluna sıralanmış evler, perdelerinin ardındaki beyaz veya sarı ışıklarla aydınlanmış odalarında yaşayan belki de uyuyan insanların heybetli, bir o kadar da yoksul yansımaları gibi durmaktaydı. Gökyüzüne baktı, kışın en güzel yanı buydu onun için. Güneş batmış ama gök kendine özgü karanlığına bürünmemişti. Bulutların sanki az sonra küçük havuçlar yağdıracakmışçasına turuncu olması ona niyeyse bir umut veriyordu. Dünyadan uzak, hatta televizyonda izlediği Mars belgesellerindeymiş gibi hissediyordu. Olduğu yerde olmadığı fikrini verecek her şeye dört elle sarılırdı.

Bu turuncu soğuğun altında, nispeten huzurlu bir şekilde eve varmaya çalışırken aniden uzaklardan gelen yüksek bir ses duydu. Duyduğu gibi olduğu yerde donakaldı. Nöronları çoktan işe koyulmuş, sesi bir nedenle ilişkilendirme çalışmalarına başlamıştı. Bir sonuca ulaşması çok uzun sürmedi ama o kararını; kafasını şöyle bir sallayarak, sanki az önceki beyin hücrelerini, algı verilerini dökmek istercesine silkeleyip sonra yoluna devam etmek yönünde verdi. Adımlarını hızlandırmış, sise dikkat etmeden, tek odak noktasına evini koyarak yürümeye başlamıştı bile. Yol boyunca kafasını dağıtmaya çalıştı, bunu fiziksel olarak yapmayı çok isterdi fakat basit bir cesaretten yoksundu hala. Havuçları düşündü, göze iyi geliyorlar. Görmek. Turuncu görmek. Kırmız– Hayır. Bulutlar. Beyazlar. Kalabalık ve çarpışıyorl– Hayır. Kar. Birkaç güne yağar. Tutar mı bu sene. Bilmem. Sessizce yağıyor, sinsi biraz. Ses. Hayır. Hayır. Hayır.

Ellerini, onların küçük evleri olan ceplerinden kurtardı. Yumruklarını açmadan koşmaya başladı. Bu yol yürüyerek bitmezdi ki. Koştu o da. Evine az kala durdu. Nefes nefese kalmıştı ama sanki israf olacakmışçasına olabildiğince az nefes alıp vermeye çalışıyordu. Durduğu yerden evini izledi. Birazdan oraya varacaktı, hatta koşmuştu bunun için. Sonra? Sonralardan son birkaç yıldır korkuyordu zaten. Turuncu. Gökkuşağında turuncu var mıydı? Varsa içi kar dolu bir bulut çizgisi mi ordaki? Kar turuncu yağsayd– Hayır. Ambulans sesleriydi bu kez düşüncelerini bölen. Üst üste, durmaksızın, yükseldikçe yükselen ambulans sesleri. Yumruk yapılmış ellerini kulaklarına götürdü. Gözlerini kapatıp bir oksijen ziyafeti verdi kendine. Sonra müsrifliğinden utanmışçasına kesik ve az nefeslere geri döndü. Evine baktı. Kendini bekleyenleri biliyordu. Keşke en azından yılda 1-2 ay ben de bir turuncu tavanla karşılaşsam diye düşündü. Kendisini bekleyen beklemeyenlere doğru ilerledi.

Son 15 metreyi yapabildiği kadar oyalanarak aşmış, sonunda evine varmıştı. Anahtarı cebinden çıkaracakken avuçlarındaki yaraları gördü ve acıyı da o an hissetti. Şöyle bir baktıktan sonra umursamayarak evin kapısını açtı. Karanlığın içinde ellerindeki kırmızı parlayan tek şey gibi duruyordu. Kapıya sırtını yaslayıp avuçlarını izledi bir süre. Yol boyunca sıkmış olmalıyım, dedi içinden. Kendi sesini duymayalı da uzun süre olmuştu. Sesini unuttuğunu fark etti o sırada. Bunu da umursamadı çünkü unuttuğu tek ses kendisininki değildi. Birilerine, birine, haksızlık yaptığını düşünerek konuşmayı da kesmişti. Hatırlamak istediği tek sesi unutup, yaşadıklarını unutamamak onu kendi hafızasına düşman etmişti. Sonunda ayakkabılarını çıkarıp ellerini yıkadıktan sonra odasına girdi. Pencereyi açmaya yeltendi fakat malum seslerin sürdüğünü düşünerek vazgeçti. Kendine ekmek arasında bir şeyler hazırlayarak çabucak yedi. Bu kadar az zaman alması işine gelmiyordu. Uyuyamadığı için günün uzun saatlerini, sesini unuttuğu iki kişiyle birlikte geçirmek zorundaydı. Kafamı dağıtmalıyım. Bunu gerçekten yapmalıyım. Turunc– Hayır. Öyle değil. Gerçekten yapmalıyım. Emin misin? Evet.

Eve geldiğinden beri ışığı açmamıştı. Az eşyalı yaşam alanında zaten televizyon ve ampul neredeyse hiç kullanmadığı iki şeydi. Bir şey daha vardı. Sıkça, her gün defalarca kullandığı ama henüz hiç kullanmadığı bir şey daha. Çekmeceyi açıp internetten satın aldığı tabancaya perdelerin aralığından içeri giren ışığın yardımıyla bir kez daha baktı. Eline aldı fakat emniyetini açmadı. Kafamı dağıtmalıyım. Kalkıp ışıkları açtı. Evin her odasındaki ışığı açıp, her birinde en az bir tane bulunan çerçevelere uzunca baktı. Oturma odasına döndü. Bir eline silahı ve öbürüne kumandayı aldı. Televizyon sehpasının üzerinde gördüğü çerçeveyi bir süre izledi. Mutluluğun somutlaşmış hali nasıl olur da birini bu kadar mutsuz eder? Daha fazla soru sormadı. Sorularına cevap aramayı çoktan bırakmıştı. Elindekilere verdi dikkatini tekrar. Onu gerçekten öldürecek olana baktı. Kısa kısa aldığı nefeslerden sonra uzunca bir iç geçirdi. Öbürünü önündeki masaya bıraktı. Biteceğine inanmamıştı belki ama şu ana kadar kendini kandırmada iyi iş çıkardığını düşünüyordu. Kendini kandırmanın gerçekliği değiştiremeyeceğini unutmuştu ama. Bu akşam kulübümüz ne kadar genişledi acaba diye düşündü. Düşüncelerini daha fazla uzatmadan masadakine tekrar kaçamak bir bakış attıktan sonra elindeki kumandayı televizyona doğrulttu. Her kanalda geçtiğinden emin olduğu son dakika haberlerini izlerken kafasından renkler değil sayılar geçiyordu.

İlginizi çekebilir

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)
Müzik
21 paylaşım1,098 okundu
Müzik
21 paylaşım1,098 okundu

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)

Mücella Yazan - Oca 01, 2018

Itri musikimizin Süleymaniye’si ise, Zaharya da Sultanahmet’idir. Yahya Kemal 18. yüzyılın başında ulus-devlet dönemi başlarken çokuluslu bir imparatorluk olan Osmanlı…

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım968 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım968 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım756 okundu
Hikâyat
0 paylaşım756 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.