Yerle Yeksan

Tüm bunların dışında filmin belki de en dokunaklı sahneleri; bir daha hiç okunamayacak, sayfaları çevrilemeyecek, belki de okuyanın kitabı bitirdikten sonra göğsüne bastıramayacağı kitapların bulunduğu kütüphanenin yangına teslim olduğu karelerdir…

avatar
16 Ocak 2017
754 Okunma

Senaryosunun yazıldığı roman da sıklıkla eleştirilen “Gülün Adı” adlı film, Orta Çağ Hıristiyan ruhban sınıfının bilgiye bakış açısını yansıtmakla beraber, dönemin toplumsal ve siyasal konjonktüründen de izleyicide derin izler kalacak şekilde bahsetmektedir. Bu iki temel konu etrafında filmden onlarca detay yakalanabilir ve analiz edilebilir. Bütün bu konular ve alt dalları ile filmi topyekûn eleştirmek, tarihi, iktisadi, toplumsal, siyasal ve dini olarak analiz etmek için izleyici olmak yetersizdir. Bundan dolayı yüzeysel olarak sadece yukarıdaki iki ana konu üzerinden filmi eleştirmekle yetinmeliyim.

Tarih öncesi devirlerde de, yazı ile beraber tarihi devrilerde de toplumun ayrılmaz bir parçası olarak görülen din adamlarının ekseriyeti, toplumdan daha “iyi” bir konumda yaşantılarını sürdürdükleri bilinmektedir. Bu evrensel gerçekten hareketle, İtalya’da bir Hıristiyan manastırında geçen filmin bu şekilde yorumlanması gerekmektedir. Fakat Hıristiyanlığın, özellikle Orta Çağ’da bu etkisini, gücü elinde tuttuğundan bir yetki olarak kullanması gözler önündedir. Film içinde de, diğer somut örneklerle de bu kanıtlanabilir. Bağış sisteminin halkı sömürmeye dönüşmesi, bundan dolayı kilise ile halkın arasında ekonomik açıdan büyük bir uçurumun ortaya çıktığını görmek mümkündür. Toplumdan sıyrılarak siyasal açıdan bu düzene baktığımızda, bölünmüşlüğün belirtilerini ortada görürüz. Hatta siyasi kurumları da dini toplumlarla birlikte ele alacak olursak, bu daha iyi kavranabilir. Tarikatlara bölünmüş olan Orta Çağ Hıristiyan dünyasının çekişmelerini, filmde de görmek mümkündür. Fransiskenler tarikatının lideri Cesenalı Michelle’in, manastırdaki cinayetler için imparator tarafından görevlendirilmesi, Papa’nın pek de hoşuna gideceği bir davranış değildir. Siyasi-dini çekişmeler, günümüze kadar süregelmiştir.

Manastır yaşantısına göz atacak olursak, teşkilatlanmasını tamamlamış ve belli bir düzene sahip kurumun işleyişini görebiliriz. Rahiplerin farklı görevler alarak, çeşitli işlerde istikrar sağladıkları görülüyor. Ambar görevlisi, bağışları yazan kâtip, kütüphane görevlileri (çevirmenler, kopyacılar) gibi görev dağılımları, manastırın yaşantısını sürmeyi sağlamaktadır. İşleyişte meydana gelen aksaklıklar da filmde görüldüğü gibi o aksaklığa meydan veren görevlinin yargılanmasıyla sonuçlanmıştır. Manastır görevlilerin elbiseleri tek tip, sadeliği yansıtacak türdendir. Oysa Fransisken tarikatından Baskerwilleli William ve onun maiyetindeki genç rahibin giyimi benzer olsa da aynı değildir. Tarikat farklılığı bu şekilde elbiselerden de ayırt edilebilir. Rahiplerin elbiselerinin böyle olmasına karşın, “Papa Delegasyonu’nun” ve sorgucu olan papanın elçisinin elbiseleri, yetkiye paralel olarak ihtişam arz etmekte ve toplumdan çok daha üst tabakalarda olduklarını göstermektedir.

Filmin ana konusunu oluşturan “düşünce tahammülsüzlüğü” irdelenmesi gereken en önemli olaydır. Çünkü çok da güzel belirtilen gülmek, korkuyu giderir düsturu; siyasal, toplumsal ve dini bir erki ellerinden kaptırmamakla özdeşleştirilmiştir. Kilise, çok basit insani gereklerle: geçim derdi olmayan, yönetme gücüne sahip, toplumdan ayrı elit bir zümre olma gücünü doğal olarak kaybetmek istememektedir. Bundan dolayı hiçbir zaman bilgiyi, düşünceyi, kendine zarar verecek doğruyu gün yüzüne çıkarmayı düşünmemiştir.

Tüm bunların dışında filmin belki de en dokunaklı sahneleri; bir daha hiç okunamayacak, sayfaları çevrilemeyecek, belki de okuyanın kitabı bitirdikten sonra göğsüne bastıramayacağı kitapların bulunduğu kütüphanenin yangına teslim olduğu karelerdir… Tarihin yerle yeksan olduğu andır. Şair de dedi: Kalbim kül oldu / Eski bir kütüphane yangınında / Ben yandım.

İlginizi çekebilir

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)
Müzik
21 paylaşım1,114 okundu
Müzik
21 paylaşım1,114 okundu

Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)

Mücella Yazan - Oca 01, 2018

Itri musikimizin Süleymaniye’si ise, Zaharya da Sultanahmet’idir. Yahya Kemal 18. yüzyılın başında ulus-devlet dönemi başlarken çokuluslu bir imparatorluk olan Osmanlı…

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım987 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım987 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım771 okundu
Hikâyat
0 paylaşım771 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.