Zaharya (- 1740?) (Mir Cemil)

Osmanlı Devleti’nde yaşayan sanatkarların kaderi daima saraya ve devlet adamlarına olan yakınlıkla parlamış ya da sönmüştür. Zaharya’nın da yaşam hikayesinde devlet erkanının ona teveccüh göstermesinin payı büyüktür.

avatar
16 Ocak 2018
21 Paylaşım 478 Okunma

Itri musikimizin Süleymaniye’si ise, Zaharya da Sultanahmet’idir.

Yahya Kemal

18. yüzyılın başında ulus-devlet dönemi başlarken çokuluslu bir imparatorluk olan Osmanlı da yavaş yavaş çöküş dönemine girer. Fakat özellikle yüzyılın başında kültürel hayatta görülen canlılık çöküşle tezat teşkil eder. Bunun temel nedeni dönemin Osmanlı padişahlarının sanat adamlarını desteklemesi ve Lale Devri’nin refah içinde geçirilen bir dönem olmasıdır.

Osmanlı’nın farklı uluslardan tebaaya sahip oluşu kültür ve sanat alanında büyük bir şanstır. Bu çok kültürlülük sanat hayatına renk kattığı gibi, klasik sanatların elden ele aktarımıyla da farklı usul ve üslupların gelişmesine imkân sağlamıştır.

Klasik Türk musikisi de son dönemde büyük gelişmeler gösteren sanatlarımızdan biridir. Klasik Türk musiki sahasının en önemli özelliği, imparatorluğun farklı din ve ırktan olan insanlarının birikimlerini bünyesinde temsil etmesidir.

Zaharya işte böyle bir dönemin bestekâr ve musikişinasıdır. Musiki tarihimizin emektarları Zaharya’yı Türk musikisinin Bach’ı sayılan Buhurizade Mustafa Itri efendi ile mukayese ederek onun üstünlüğüne vurgu yapmışlardır.[1]

Eserleri günümüze kadar gelmiş büyük Osmanlı bestekarlardan birisi olan Zaharya, Semai Kürkçü Zaharya, Küçük Zaharya, Bestakar Zaharya gibi isimlerle anılmıştır. Onun asıl adı Zaccharias’tir. Rum asıllı olan bestakarın doğum tarihi bilinmemekle birlikte 18. yüzyılın başında yaşadığı hususunda görüş birliği vardır. Türk muskisinin büyük bestakarı olan Zaharya, azınlık bestekarlarının en büyüğüdür.[2] Hayatı hakkında az şey bilmemize rağmen, hakkında Rum patrikliği kilise arşivlerinde ve Rum kitaplıklarında hayli malzeme vardır. Yine de Zaharya’nın sanat dünyamıza katkılarının tam olarak araştırıldığı söylenemez.

Osmanlı Devleti’nde yaşayan sanatkarların kaderi daima saraya ve devlet adamlarına olan yakınlıkla parlamış ya da sönmüştür. Zaharya’nın da yaşam hikayesinde devlet erkanının ona teveccüh göstermesinin payı büyüktür.

Asıl olarak Zaharya zengin bir kürk tüccarıdır. Devlet protokolünde kıymetli olan kürk ticaretinde hayli zengin olmuş ve çevresi genişlemiştir. Öte yandan Zaharya, içindeki sanat ve musiki aşkını icraya dökecek yeri de kendi etnik çevresinde bulmuştur. Zaharya aynı zamanda Fener’deki Ortodoks Cihan Patrikliği Kilise’sinin baş hanendeliğini de sürdürmektedir. Kilise müziğine olan ilgisi onun aynı zamanda zangoçluğa da devam etmesini sağlar. Hatta Ortodoks kilise musikisi için çok sayıda parçalar besteler. Kilise için otuza yakın bestesi olmasına rağmen bunlar günümüze ulaşamamıştır.

Zaharya, imparatorluğun çöküş döneminde devlet erkanının klasik Türk musikisi meşkleri yaptığını bilmektedir. Lale Devri’nin getirdiği sulh ve sukunet döneminde özellikle musiki ve sanat alanında önemli gelişmeler olmuş ve devlet adamlarının himaye ettiği sanatkarlar dilden dile yayılmıştır. Çünkü bu sulh dönemi sanatçıların daha rahat eser vermesine ve maddi manevi her sahada yükselmelerine olanak sağlamıştır.Türk fikir, edebiyat, musiki hayatı bu dönemde devlet otorite ve yönetiminin aksine yükselme göstermiştir. III Ahmet ve Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığına denk gelen dönemde sanatçılara himaye ve teşvikte bulunulması sanatkarların önünü açmıştır. Bu durum I Mahmut döneminde de sürer. Zaharya, kürk ticareti ile tanış olduğu devlet erkanı vasıtasıyla I. Mahmut’un himayesini aldığında onların huzurunda hanendelik etme fırsatı da bulur.

Zaharya I. Mahmut himayesinde yetişir. Dönemin en iyi musiki çevresinin içine dahil olan Zaharya aynı zamanda bir tamburidir.

Bebek – Tarabya arasında büyük bir yalıda münzevi bir hayat sürerek hayatını musikiye vakfeden ve Ortodoks bir vatandaş olarak Türk musikisine büyük katkılar sağlayan Zaharya, Itri ile çağdaştır. Baki Süha Ediboğlu Zaharya’yı anlatırken, onun kullandığı şiir malzemesi ve Türk musikisinden aldığı motifler bakımından Osmanlı Türk bestekarı olan onlarca isimle yarıştığını söyler.  Bilhassa koro musikimizin repertuarında onun derin izleri vardır. 100 kadar beste ve semai yapmış ve saz eseri bestelemiştir.

Hayatının sonlarında ihtida eden ve Mir cemil ya da Cemil Bey adını alan Zaharya, eski mecmualarda bu iki adı da kullanmıştır.

Bazı kaynaklar Müslüman olup olmadığı konusunda şüphededirler. Bunu savunanlar onun bir Hıristiyan olarak Osmanlı tebaası içinde erimiş olduğuna inandıklarından dolayı Osmanlı kültür hayatında farklı kültürlerin bir arada yaşadıklarının bir delili olarak onun Hıristiyan olan bir musikişinas olduğunu söylerler.[3]

Üslup bakımından klasik Türk musikisinde en koyu ve en ünlü eserleri Zaharya’na aittir. İç içe geçmiş namecikler onun temel musiki felsefesini oluşturur. Onun üslubu son derece ağır ve tantanalıdır. Her hece üzerinde çalışılmış, birçok makam geçgisi yapılmıştır. İfadesinde bir Ortodoks mistisizmi hâkimdir. Adeta bir günlük kokusu var.[4] Dönemin ve içinde yaşadığı çevrenin bütün geleneklerini almış fevkalade istidadlı, kendi sanatkar şahsiyetine yaraşan bir hüviyet vermiş olarak çağdaşları Itri, Hafız Post, Nazım, Seyyid Nuh Bekr Ağa gibi musiki adamları ile aynı dönemi paylaşmıştır.

19 tanesi günümüze kadar gelen Zaharya’nın eserlerinden 12 si beste 5 i ağır semai’dir. Sadece birisi yörük semaidir. Diğerleri kaybolmuştur. Geriye kalanlar Türk musikimizde Zaharya’nın eşsiz yerini göstermeye kâfidir.

Hüseyni aksak semai (Cemalin mihr-i alem tabe benzer.)

Hüseyni ağır semai (Talatın devri kamerde mihr-i alem tab eder.)

Uşşak Berefşan (küldeki bu müşg-i hata yasemende yok)

Ömrünün sonlarında Müslüman olup Mir Cemil adını almıştır. Bu isim altında da eserler vermiştir. Bu isimle ortaya çıkan eserlerde Zaharya’nın üslubunu görmek mümkündür.

Yahya Kemal ‘Zaharya’yı bütün kudret ve ihtişamı ile bize yaklaştıran, sevdiren, bizim yapan da Münir Nureddin Selçuk’un okuyuşudur.’ der. Ediboğlu Ünlü Türk Bestekârları adlı eserinde, Itri’den sonra Zaharya’nın da yeni nesillerin bestelerini ezbere bilmek zorunda olduklarını kaydeder.[5]

Dipnotlar


[1] Baki Süha Edipoğlu, Ünlü Türk Bestekarları, Ak Kitapevi, İstanbul, 1962, s.21.

[2] Yılmaz Öztuna, Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi, Zaharya Maddesi, KYB, Ankara, 1990, s. 508-509.

[3] M. Nazmi Özalp, Türk Musikisi Tarihi II, MEB, Istanbul, 2000, s.355-356.

[4] A.e., s. 509.

[5] Ediboğlu, s.23.

İlginizi çekebilir

Gün
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım460 okundu
Etkinlikler, Kitâbiyat
3 paylaşım460 okundu

Gün

Erhan - Kas 02, 2017

Vakit geldi. Ben mekâna biraz geç intikal ettiğimden sadece arka sıralarda yer kalmış olduğunu gördüm. İşime gelir. Oturdum ve üzerine almak istediğim kitapları yazdığım not defterimi çantamdan çıkardım.

Bir Düğümün Arefesinde
Hikâyat
0 paylaşım409 okundu
Hikâyat
0 paylaşım409 okundu

Bir Düğümün Arefesinde

Hayat Can - Eyl 04, 2017

Bölünmüşlüğün verdiği ıstırapla televizyonu açtım. Rağbet görmediğini tahmin ettiğim tahmin ettiğim bir kanalın bozuk yayını odanın içerisine Malena'nin sessiz haykırışlarını yayiyordu.

Şahmaran Söylencesi
Hikâyat
2 paylaşım1,491 okundu
Hikâyat
2 paylaşım1,491 okundu

Şahmaran Söylencesi

Orhan Bahçıvan - Haz 19, 2017

Bazılarına göre İran kaynaklı bir masaldır. Bazılarına göre de Mısır kaynaklıdır. Anadolu toprakları üstünde yüzlerce çeşitlemesi bulunan, Şahmaran anlatımının geçtiği yer olarak Tarsus şehri gösterilir.

Yorum Yaz

Your email address will not be published.